Bir Felaket Olarak: İnsan Aklı

Bir Felaket Olarak: İnsan Aklı
Yunus Emre Kahveci
13 Haziran 2019

Toplumda bir takım eleştirmenler var. Bu eleştirmenler slogan atarak ve propaganda yaparak toplumda bazı işlerin kötüye gittiğini söylemektedirler. Bu söylemlerinde haklıdırlar. Dünya üzerinde hiçbir topluluk yok ki adaletsizlikten, ahlakî problemlerden ve güvensiz ortamlardan şikâyet etmesin. İnsanlar her ne kadar batıyı ideal olarak görse de bu sorunlar orada da mevcuttur. Bu propaganda yapan ve bazı şeylerin doğru gitmediğini söyleyen grupların önerilerine göz atmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insanların yarası olan bu sorunlara ilaç vadeden kişiler, gruplar tanınmalı ve gerçekten vadettiklerinin ilaç olup olmadığı araştırılmalıdır. İnsanlara süslü lafları güzel bir şekilde servis etmek insanları cezbedebilir, hatta o insanlar o süslü laf edenlerin taraftarları da olabilirler. Bu hiçbir zaman o kişilerin haklı oldukları anlamına gelmez. Biz o insanların eleştirilerini söz konusu yapmaktan çok onların çözüm önerilerine kulak vermek istiyoruz. Propaganda yapmaları onlara taraftar kazandırmaktadır. Gerçekten onlar tarafı tutulacak insanlar mıdır? Bu yazı onlardan çok onların taraftarlarına nazaran yazılmıştır.

Bunlar; aileyi, kadını, çocuğu, mülteciyi, duygu yüklü ve hassas konuları sahipleniyormuş edasıyla propagandalarına meze eden ve çözüm olarak da her seferinde insan aklını ön plana çıkaran ve akıl ürünü sistemleri öne sürenlerdir. Bu insanlar hâkimiyetin gökten alınıp yeryüzüne verildiği her ortamda var olmuşlardır. Skolastik düşüncenin buyrukları altına girenleri akılsız olarak tanımlarken, kendileri aklı, bilimi bir din haline getirip onun buyruğu altına girmeyi çağdaşlık olarak tanımlamışlardır. Hâlbuki bu onların en büyük akılsızlıkları olmuştur. Çünkü insan aklı birden çok bilimi aynı anda ölçüp, biçip doğru karar verecek yetide değildir. Bunu nasıl mı söylüyorum? İnsanların aklını ilahlık seviyesine getirdiği şu zamanda aklın hiçbir tanımı doğru yapamamasından biliyorum. Aile işlerinde, sosyal alanda, suç alanında herkesin feryat ettiğini hepimiz görmekteyiz. Bunların sebepleri ise insanın aklını olduğundan fazla yüceltmesi ve ilahlık makamına yükselmek istemesidir. Aklını kaynak alan ve ilimsiz oluşturdukları bilimin (nedensiz, nasıllara ulaşmak) yetersizliğini görmezden gelerek, isteklerine uygun hükümler veren insanlar yüzünden dünya bu haldedir. Ve tekrardan dünyayı değiştireceklerini söyleyen bu insanların bu işi akıl yoluyla yapacaklarını söylemelerinin ise ayrı bir ironi olduğunu düşünmekteyim. Şikâyet edilen bu seviyeye zaten aklın ilahlaşması sonucu gelindiğinin farkına varmalı ve bu işi her ilmi bilen ve sadece tek bir olan, aynı zamanda da hüküm verdiği nesneyi en iyi tanıyan merciinin yapması gerekmektedir.

Tabi bu skolastik düşünceyle karıştırılmamalıdır. Çünkü unutulmamalı ki o dönemin ilahı, üstü kapalı şekilde yine insan aklıdır. Dünyanın başına gelen felaketlerin, hep insanın aklını ilah edinmesi sonucu olduğunu görmek için çok da akıllı olmaya gerek yok.  Tüm bunlardan anlayacağımız; bizim yaramıza ilaç hiçbir zaman insan aklının kaynak alınması olmayacaktır. Bu demek değildir ki insan aklı kullanılmayacak bir merciidir. İnsan, aklını hayatında yapmış olduğu seçimlerde zaten kullanmaktadır. Bizim burada anlatmak istediğimiz, varlıkları tanımlarken (kadın, erkek, suç, evren vb.) ve bir konuda hüküm verirken aklımıza güvenmememizdir. Çünkü her insanın aklı vardır ve her insan tanım yapabilecek cüretkârlığı gösterebilir. Bu ise kargaşaya götürür. İnsan da şunu gayet iyi bilmektedir ki insan aklı sınırlıdır. Sınırlı olan bir kaynak yaraya ilaç olabilir iddiası ise sadece aklı sınırlı insanların yapacağı bir şeydir. Bu ise bir patolojidir. İnsanı da onun aklını da yaratan Allah (c.c.) var iken başka bir hükümran aramak büyük bir zillet değildir de nedir? 

 

 

 

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!