Konuş(ma)

Konuş(ma)
Yunus Emre Kahveci
17 Şubat 2020

      İnsan sosyal bir varlıktır. Allah Teâlâ, insanı tek bir nefisten yaratmış, sonra ondan eşini ve daha sonra bu ikisinden diğer insanları yaratmıştır.[1] Yaratılışın ardından “Birbirinizle tanışasınız diye sizi milletler ve kabileler kıldık”[2] buyurmaktadır. Buradan anlaşılmaktadır ki insanın iletişim ile bağı yeme, içme gibidir. İletişim birçok şekilde gerçekleştirilir. En geneli konuşmaktır.  İletişimin insan için zorunlu olduğunu Aristo’dan da okumaktayız. O da “insan sosyal bir hayvandır” diyerek ifade etmiştir.[3] Herkes, insan ve iletişimin kuvvetli bir bağı olduğunu kabul etmektedir. İletişimden kastım daha çok dil ile yapılan konuşmaktır. Konuşmak konusunda üzerinde durulması gereken iki soru vardır. İnsan neden konuşur? Ve insan nasıl konuşmalıdır? 

      İnsanlar dertlerini anlatırken, davalarını tebliğ ederken ve birçok konuda konuşma ihtiyacı duyarlar. İnsanların neden konuştukları onların ideolojileri, dinleri, yaşam tarzları ile ilgilidir. Kişilerin söylemleri, el ve kol hareketleri konuşma nedeniyle ilişkilidir. Kişi konuşma üslubu ile kendini belli eder. Çünkü konuşmasına neden olan olgu onun nasıl konuşacağını da etkilemektedir. Örneğin komünist bir kişinin konuşması da komünist geleneklerine ve düşünce yapısına uygun olur. Çünkü dayanağı komünizmdir. İnsan dayandığı, teslim olduğu varlığın çizgisinde hayatını şekillendirir. Öyle de yapması gerekir. Bulunulan zihniyetin, akidenin yüklemiş olduklarıyla var olunur. Çünkü herkes bulunmak istediği yeri seçmekte özgürdür. Özgürseniz kurallarını, geleneğini, usulünü ciddiye aldığınız yerde durmanız gerekmez mi? Velhasılıkelam insan nerede olursa olsun etkili bir iletişim ile düşüncesine hizmet etmek ister. Düşüncesi ne olup olmadığı konusu önem arz eder; fakat fikir fark etmeksizin iyi bir konuşmacı insanlar üzerinde etkilidir.

Müslümanlar olarak inancımızı dünya üzerinde ve Allah katında tek Hâk olduğuna iman ediyoruz. İmanımızla birlikte iyi bir iletişime sahip olmamız gerekir. Bu konuşmacı olmalıyız demek değildir hatta çoğu zaman konuşmayan olmak demektir. Her konuda olduğu gibi Müslümanlar konuşma konusundaki gereklilikleri de Allah’ın bizler için rehber gönderdiği elçilerden öğrenmektedir. Müslüman, konuşma konusunda helal ve haram sınırına dikkat ederek İslam’ın belirlemiş olduğu usul ile kendini geliştirir.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) örnekliğinde konuşma ve susma nedir?

      Müslümanın dili önemlidir. Onun ile cihad da edebilir, tebliğ de edebilir; İslam’ı yanlış da anlatabilir, fitne de çıkarabilir. O yüzden nerede konuşup, nerede konuşmayacağını bilmelidir. “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun”[4] buyrulmaktadır. Kardeşleri onun dilinden dolayı izzetli de olabilir, rezil de olabilir. Allah Rasûlu buyurduğu üzere: “Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir …”[5] Bir Müslüman konuştuğunda kardeşlerinin tedirgin olduğunu hissetmesi veya hissettirilmesi bu hadis-i şerifi aklına getirmesini gerektirir. Tedirginlikten kastım rezil edilme veya ayıplanma gibi duygulardır. Müslüman Müslüman’a nasihat edebilir, etmelidir. Ama nasihat etmenin de bir usulü vardır. Bunu da Peygamberimizden (s.a.v.) birçok örnekle öğrenmekteyiz.

      Muaviye bin el Hakem es-Sülemî rivayet ettiğine göre:

Rasûlullah’ın (s.a.v.) arkasında namaz kılarken cemaatten biri hapşırdı. Ben de hemen “yerhamükellah” dedim.  Cemaat bana dik dik bakmaya başladı. Bunun üzerine: “Vay anaları evlatsız kalasıcalar! Bana niye öyle bakıyorsunuz?” deyince de, ellerini dizlerine vurmaya başladılar. Onların beni susturmaya çalıştıklarını görünce kızdım; ama yine de sustum. Anan-babam Rasûl-u Ekrem’e feda olsun. Ne ondan önce ne de ondan sonra kendisinden daha iyi bir öğretici görmedim. Vallahi beni ne azarladı ne dövdü ne de sövdü. Namazı kıldırıp bitirince bana: “Şüphesiz bu namaz ibadetini yerine getirirken dünya kelamı konuşmak uygun olmaz. Ancak namaz tesbih, tekbir ve Kur’an-ı Kerim okumaktan ibarettir” dedi. Veya buna benzer şeyler söyledi. “Ya Rasûlullah! Ben yeni Müslüman oldum Allah İslam’ı gönderdiği halde hâlâ kâhinlere gidenlerimiz var!” dedim. “Sen kâhinlere gitme” buyurdu. Ben tekrar: “Aramızda uğursuzluğa inanan adamlar var.” dediğimde: “Bu onların gönüllerindeki hissettikleri kuruntulu bir duygudur. Bu duygu onları işlerinden alıkoymasın” buyurdu.[6] 

      Bu vakadaki yaklaşım şekli bir örnekliktir. Konuşma adabıyla ilgili birçok örnek Peygamberimizde ve ashabında bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki herkese aynı ölçüde konuşulmaz. Rasûlullah’ın konuşması, her dinleyenin anlayacağı şekilde açık seçiktir.[7] Dinleyicileri tartmak ve onların kapasitesine göre konuşmak, konuşmanın usuludür.  

Anlatılması fayda vermeyecek konudan uzak durmak gerekmektedir. Nitekim eskiler körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma[8] demişlerdir. Müslüman’ın söylemlerinin değerli olduğundan; kaynaklı konuşması, söyleyiş yeri, zamanı ve şekli de önem arz etmektedir. Boş söz söylemek, kaba konuşmak, katı tavırlı olmak Müslüman ahlakına yakışmayan tavırlardır. Allah: “Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi”[9] buyururken aslında Peygamberimizin konuşmasının, hareketlerinin ve kararlarının insanlar üzerindeki o büyük etkisinden bahsetmektedir. Yine buyrulur ki: “(Ey Muhammed) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır.”[10]  Nazik, yalan söylemeyen, mütevazı ve güzel sözlü bir kişiyi herkes dinlemek ister. Müslüman tebliğci ise herkes tarafından dinlenmesi gereken kimsedir.  Peygamberimizin (s.a.v.) tavrının bir ölçüsü vardı ve bu ölçü Allah (c.c.) tarafından belirlendi. Allah’tan daha iyi kim ölçü koyabilir?

         Müslüman otururken, konuşurken, giyinirken, yerken, içerken vs. nasıl yapacağını Allah ve Rasûlu’ne soran kimsedir. Serbest bıraktığı noktalar haricinde onlar rehberliğinde sınırlar belirlenir. Konuş dendiğinde konuşulur, konuşma dendiğinde konuşulmaz. Aynı şekilde diğer konularda da bu böyledir. Eğer bu dinin hak olduğuna inanmışlardan isek verilen sınırların da haktan geldiğini biliriz. Konuşma konusunda, yazılanların dışında bilinmesi gerekenler de vardır, fakat bu yazıda hedefim: Konuşmanın tebliğde ve Müslümanların kendi aralarında önemli bir rol oynamasından dolayı, İslam’ın konuşma usulüne dikkat çekmektir ve bu usulün hayatımızda rol oynaması gerekliliği bilincidir.

      Sehl ibni Sa’d rivayetinde Allah Rasûlu şöyle buyurmaktadır:

“Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki üreme organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.[11]  

  


[1] Nisâ Sûresi; 4/1.

[2] Hucurât Sûresi; 49/13.

[3] Felsefecilerde insanın iletişime geçme zorunluluğu olduğundan bahsetmişlerdir.

[4]  Tirmizî, Kıyamet 51.

[5]  Buhârî, İman 4-5.

[6] Müslim Mesacid 33.

[7]  Ebu Davud, edep 18

[8] Mevlana Celaleddin Rumî.

[9] Âl-i Îmrân Sûresi; 3/159.

[10] Nahl Sûresi; 16/125.

[11] Buhârî, Rikak 23.


 

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!