Hareket

Hareket
Muhammed ÖZEN
30 Kasım 2016

Hareket, yaşamın belirtisidir. Canlı olan her şey hareket eder. Yer değiştirir, boy atar. Bir şekilde dünyayla etkileşime girer. Kalp atışlarımızla, nefes alışverişimizle dahi dünyayla bir etkileşim içine girmiş oluruz. Küçük bir el hareketiyle atomları hareket ettirmiş oluruz. Belki yıllar yıllar sonra o atomların hareketi birinin kalbinde aşka, birinin zihninde bir fikre dönüşecektir. 

İnsan hareketleri diğerlerinden ayrılır. İnsan bir amaca binaen sorumluluk altında hareket eder. İnsan hareketinin en önemli özelliği hür olmasıdır. Bu sebeple sorumluluktan bahsedilebilmektedir. Nureddin Topçu, ‘Var Olmak’ kitabında ve ‘Hareket Felsefesi’ isimli uyarlama/çevirisinde hareketi ‘eşyayı ve kendi eliyle kendini değiştirmek’ olarak tanımlamıştır. ‘İsyan Ahlâkı’nda ise, bu tanımı temel almıştır. İsyan Ahlâkı’nda hareket ve sorumluluk arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kurmuştur.

Hareket bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluk yalnız hareket etmekten, hareketin neticelerinden doğan bir sorumluluk değildir. İhmalden, hareketsiz kalmaktan da doğan bir sorumluluktur. Örneğin Ceza Hukuku’nda bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya garantör vasfını haiz olmasına rağmen hareket etmeyen kimse, hiçbir harekette bulunmamasına rağmen, ihmali sebebiyle cezalandırılır. Dinler insanı belli davranışlarda bulunmakla yükümlü tutmuş, yerine getirmeyenleri azapla tehdit etmiştir. O halde harekete hâkim olan ilk ilke bir sorumluluktur. İkincisi ise, gaîliktir/amaçsallıktır; bir gayeyi ulaşmak üzere gerçekleştirilmesidir. Welzel, nedensel harekete ‘kör’, gaî harekete ise ‘gören’ demiştir. Bu bakımdan hareketin bir değeri olması gerekir. Ayrıca hareket insan bilincinin eseri olmalıdır. Bitkilerin, hayvanların ve diğerlerinin hareketleri bir değer taşımaz. Her ne kadar önemsiz sayılamayacak sonuçlara yol açmış olsalar da değer taşımazlar.

Determinizm çerçevesinde ifade edilirse, belki bugünkü en büyük icadın arkasında bir hayvanın hareketi vardır. Ancak bu hareket değeri olan bir amaca yönelmediğinden değersizdir.

Hareketin tanımı ve harekete hâkim olan ilkelerin ışığı altında insan hareketlerinin asıl amacının yaşam olduğu söylenebilir. Öyleyse burada bir unsur daha devreye giriyor: Din/Allah. Din, insandan gerektiği gibi yaşamasından başka bir şey istemiyor. İnsan, Allah’ın (c.c.) istediği şekilde hareket ederse hareket etmiş sayılır. Din, hayatın bizzat kendisidir. Din, dünyamızı değiştirmemizi istiyor. Bir zulüm gördüğümüzde elimizle değiştirmemizi, bu mümkün değilse dilimizle müdahale etmemizi, bu da mümkün değilse kalbimizle buğz etmemizi istiyor. Dinin neler istediğini tek tek saymak bu yazının konusu dışındadır.

Yaşamak bilmekle mümkündür. Yaşam kalitesini arttırmak bilgi birikimini arttırmakla sağlanır. Bilginin ilk şartı ise harekettir. Bilgi, bilen/özne ile bilinen/nesne arasındaki ilişkiden doğan bir üründür. Bilgiyi elde etmek için öznenin nesneye yönelmesi, yani hareket etmesi gerekir. Çevresine ilgisiz olan insan ölüdür.
İnsanın en küçük hareketinin, determinizme göre, çok büyük sonuçlara yol açabileceği başta ifade edilmişti. Ancak bu hareket, ilkeler doğrultusunda değersizdir. İyilik için bir gaî hareket gerekir. Bütün dünyanın ve kendi küçük dünyamızın iyiliği için hareket etmeliyiz.

Yaşam bilgeliği de ancak hareketle mümkündür. Hareket etmeyen su bile kokacaktır. Nietzsche, deri değiştirmeyen yılanın ölmesi gibi; düşüncelerini değiştirmeyen zihnin de öleceğini söylemiştir. Düşünce ise tabiî ki hareketten doğar.