Hapishane Satın Almak

Hapishane Satın Almak
Muhammed ÖZEN
29 Temmuz 2016

Para kazanmak için zamanımızı vermemiz gerekiyor. Zaman ki en değerli şeydir. Aktığında bir daha geri gelmesi mümkün olmayan zamanımızdan çalıyoruz. Zaman kadar değerli olan özgürlüğümüzü de kısıtlıyoruz. Bedenimizin kuvvetini uğrunda harcıyor, düşünmekten mahrum kalıyoruz. Hepsi para kazanmak için. Paranın insanı daha özgür/bağsız kılması gerekir. Mantıklı olan budur. Ancak hiç de öyle olmuyor. Parayla kendimizi zincire vurduğumuz/bağladığımız hapishaneler satın alıyoruz. Kulağa aptalca mı geliyor? Gel sana nasıl olduğunu anlatayım.

Mülkiyete karşı olduğumu düşünme. Bu dünyayı terk etmeye de çağırmıyorum. Fakat sevgili dostum, sahip olduğumuz her şey bizi biraz daha esir kılıyor. Yalnız ruhumuz/benliğimiz değil esir olan, cismimiz de bağlı. Bir araban var diyelim. Mantıklı olan bu arabanın seni daha özgür kılmasıdır. Sana bir çeşit hareket özgürlüğü verdiğini düşünürsün. Bu arabayı yolda bir kenara çekip istediğin herhangi bir yere gidebilir misin? Araban senin hareket alanını kısıtladı. Onun üzerindeki fiili hâkimiyetini kaybetmene yol açacak (hırsızlık işte, ne uzattırdın lafı!) birkaç metre çapı aşamazsın. Yiyorsa uzaklaş. Telefonundan kaç metre uzaklaşabiliyorsun? Bunlar senin hapishanelerin ve hatta efendilerin. Onların hizmetini görüyorsun. Vergisini öde, bakımını yap, şarja tak, kontörünü yükle, faturasını öde. Eskirse yeni bir efendi satın al.

Kendimize dört duvarı olmayan hapishaneler satın alıyoruz. Bu hapishanelerin temelinde mülkiyet var. Bu hapishanelerin zincirleri de mülkiyetten. Birkaç metre çapı olan bu çemberin ortasında mülkiyet var. Sahip olmanın verdiği bir huzur var. Bir evinin olmasının, bir arabanın, bilgisayarının, telefonunun olmasının. Bunu inkâr edemem. Ama öyle durumlar oluyor ki sahip olmayanın sahip olandan daha huzurlu olduğunu düşündürüyor. Bunlar ihtiyaç sınıfından olduğundan sahip olmayanların huzursuzluk içinde olduğunu söyleyebilirim. Gel seninle kapitalist toplumu, müsrifliğin fazilet olduğu tüketim toplumunu inceleyelim. İnsanlar ihtiyacı olmayan şeyler satın alıyorlar. Satın aldıkları şey ya fazladır ya tamamen gereksiz. Daha pahalı olanı, lüks olanı satın almaya çalışıyorlar. Bu durumda sahip olmayan sahip olandan daha huzurludur. Sahip, mülküne zeval gelmesin deyü duaya duruyor, aklında her an o var. Kadın, şu yüzüğü kendisine satın almayan kocasına dargın. En değersiz bir mülkünün hapsinden kurtulmaya, eş deyişle özgürlüğe dayanamaz. Mülkiyet bazen esaretten başka bir şey değildir. İnsan kendi hapishanesini de satın alır.