Cumhuriyet'in Lalesi: Lale Devri

Cumhuriyet'in Lalesi: Lale Devri
Eyüp HAFİF
04 Mayıs 2016

Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar “lale” ismiyle anılmış bu devir nasıl bir devirdir yahut hakikaten bir devir midir?

1718’den başlatılıp 1730’a kadar getirilen bu 12 senelik zaman dilimine bir “devir” demek ne kadar doğrudur? Ayrıca neden “lale”? Evvelden Osmanlı’da “lale” diye bir şey yok muymuş?

Mimarlığını Ahmet Refik Altınay ve büyük şair Yahya Kemal’in ortaya koyduğu bu isim, modernist kaygılar güden 20. yüzyıl entelijansiyası tarafından da kabul edilegelmiş, içi boş ve tenkit edilip üzerinde durulması gereken bir tabirdir.

Zevk u sefanın had safhada olmasıyla bilinen daha doğrusu “gösterilen” bu yıllar üzerine maalesef pek bir çalışma yapılmamıştır. Dönem üzerine ilk derli-toplu ve “aceleci” çalışmayı yapan Ahmet Refik Altınay, kitabının ismini Yahya Kemal’in teşvikiyle “Lale Devri” koymuş ve kitabın ismini yanlış koyarak büyük bir yanlışın önünü açmakla kalmamış, kitabının muhtevasına da birçok yanlış bilgi derç etmiştir.

III. Ahmet ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın dönemini kapsayan bu yılları, avam ve havasın Kâğıthane kasırlarında zevk u sefa içerisinde geçirdikleri bir dönem olarak anlatırken yine kendisi o dönemin deprem, yangın vb. sıkıntılarından bahsetmekte ve birçok yerde kendi kendiyle tenakuza düşmektedir. Bunlarla da yetinmeyerek, Nedim’in şiirlerini sanki tarihi birer vesika gibi önümüze sunmaktadır. Tarihçiliğimiz, Nedim gibi mübalağayı kendine şiar edinmiş şairlerin kaleminden çıkan mesnetsiz şiirlerin eline kaldıysa vay halimize!

Yangın, deprem vb. birçok felaketin yaşandığı bu devrin sonunda çıkan, Sadrazam İbrahim Paşa’nın katli ve III. Ahmet’in tahta indirilişi ile neticelenen Patrona Halil İsyanı’nı iki-üç çapulcunun çıkardığı “basit” bir halk isyanı gibi göstermek ise “basiretsiz” tarihçiliğin ne kadar vahim şeyler ortaya koyabileceğinin ayrı bir göstergesidir.

Hele hele o laleyi anlatışı yok mu?(!) Yok efendim, bir laleye yüzlerce, binlerce altın verilirmiş, bilmem ne! Oldu-bittileri, oluyordu-bitiyordu diye anlatmaya hakikaten bayılıyoruz! Sanki evvelden lale diye bir şey yoktu, sanki “Lale Devri” dediği o 12 senelik “kısa” dönemden sonra lale Osmanlı’da bir daha hiç açmadı! Şunu da söylemeliyiz ki Cumhuriyet Dönemi entelijansiyasının “Lale Devri” diye bir tabiri kabul etmesi kasıtlı bir tavırdır. Lale, Arap harfleriyle tersten okunduğunda “hilal” kelimesi ortaya çıkmaktadır; “hilal” kelimesinin ebced hesabı 66’dır, “Allah”(c.c.) kelimesinin ebced hesabı da 66’dır. Eskilerde bir deyim vardır: “Bizi 66’ya bağla” diye, bununla “bizi Allah’a bağla” manasını kastetmişlerdir. Yani lale, Allah’a (c.c.) remiz eden bir nevi kutsal bir çiçekmişçesine kabul edilmiş ve sevilip hürmet gösterilmiştir. Medeniyetimizin ruhunu temsil eden bir çiçeğin ismi, süfli bir dönem olarak gösterilmeye çalışılan bir döneme ad olmuştur, maalesef!

Şüphesiz bu dönemdeki yenilikler göz ardı edilemez: İtfaiye teşkilatı, İbrahim Müteferrika’nın matbaası, Kâğıthane’deki şahane kasırlar… Ancak bütün bunlar bu 12 seneye bir “devir” demeyi gerektirir mi kesinlikle tartışılır! Şüphesiz, tarihçilerimizin bu dönem üzerine daha fazla ve derinden çalışması gerekmektedir.

Bu hamur daha çok su götürür ki bence götürsün de... 

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!