Vaveyla’nın Öğretileri

Vaveyla’nın Öğretileri
Ebru CİHANGİR
08 Mart 2019

“Pişman ol ve fakat pişman ölme.”  diye not düşüyordu yeşil kaplı defterine. Bilmem kaçıncı kez yazdığı bu cümleden bilmem kaçıncı kez bu kadar etkileniyordu. Ah Vaveyla anlıyorum pişmanlıkların var. Görüyorum, bu pişmanlıklarının hüznü gözlerinde. Seni en iyi ben anlıyorum şu dünyada. Elbette her gizlini, en ince niyetlerini gören bir Zât var, biliyorum. Kastettiğim şeyi de en iyi sen anlıyorsun Vaveyla.

            Kalbinin kırılmışlığını en iyi ne onarır? Kafanın etrafında dönüp duran hüzün bulutlarını ne dağıtır? Efkâra ne mi iyi gelir diyorsun? Bu dünyadan olamaz ruhunu dinlendirecek olan şeyler. Bu dünyada yaratılmayan ruhun bu dünyanın nesiyle huzur bulacak ki? Bak Vaveyla sana söylüyorum. Ötelerde, senin ilacın.

            Öteleri bildiğini biliyorum. Haydi, gel öyleyse... Sıkıca giyinip şu gece yarısında, rüzgârların evleri dövdüğü ekim gecesinde bir sahil kıyısına gidelim. Kitaplarını almadan sadece hayallerini al yanına. Çantana sadece ötelilerin saygıyla okuduğu kitabı al. Bir yere yetişiyor gibi değil telaşsız yürüyelim bu gece. Herkesin, her şeyin bir yerlere yetişme telaşına karşın ağır ve vakarlı adımlarla yürüyelim. Rüzgâr titretsin ölmeye yüz tutmuş bedenlerimizi. Soğuğu iliklerimize kadar işleyelim.

            Bir bank bulup oturmalı şimdi de. Hani şu gün içinde nice insanın oturduğu, kedilerin kıvrılıp yattığı, yorgunluklara iyi gelen banklardan birine... Ben çok konuştum Vaveyla. Senin sesinle şenlensin kulaklarım. Geçici fakat gözümüzü böylesine doyuran dünya manzarası karşısında ötelerden bahset.

            Bir gün yok olacak dünya bu kadar güzelse ebedi diyarlar nasıldır diyordum kendi kendime. Şu aşılamayacak gibi duran dağlar bir pamuk gibi savrulacaksa ne diye dikildiler karşımıza öylece? Şu denizler kuruyup gidecekse ne diye derinliğiyle sarsıyor benliğimi? Şu güllerden eser kalmayacaksa ciğerlerimize işleyen bu müthiş koku neden? 

            Bu sorular merhametlilerin en Merhametlisini tanımadan önceydi elbette. İmtihan olsun diye geldiğimiz diyarları böylesine eşsiz yaratan Rabbim nasıl da merhametli. Bir o kadar da Kudretli. Her işi Hikmetli.

            Ebedi güzellikleri düşünmeye başlamıştım. Oralar ne kadar güzel olabilirdi ki. Gözümün görmediğini, kulağımın duymadığını da hayal edemiyordum. Cennet denilince aklıma Karadeniz'in güzel manzaralarından biri geliyordu yahut Mayami adalarından kesitler... Bunlar olamazdı elbette. Bunlar bu dünyada mevcuttu zaten. Ve bu kadar güzellik yok edilmek için yaratılmıştı.

            Cenneti de bana en güzel sahibi anlatabilirdi elbette. Şöyle bir düşünelim. Beynimizin idrak yollarını ve kalbimizin kapılarını sonuna kadar açalım. Kulak verelim Âlemlerin Rabbinin va'dettiği cennete...

'Takva sahiplerine vaadolunan cennetin özelliği (şudur):Onun zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur...(Rad Suresi; 13/35)

            Dünyadaki kısıtlı aklımız ve ilmimizle algılayabildiğimiz kadarıyla bile muhteşem bir yerdir. Sürekli sevdiklerimizle olacağımız bir yer. Bu dünya gibi aşkları ve sevgileri sonlu değildir. En sevdiğin kişiyi düşün ki, hep yanında... Gitme ihtimali yok, senden kaçma, uzaklaşma ihtimali yok. Senin istediğin kişiler istediğin sürece hep yanında olacaklar.

            Saçma sapan cümlelerin kurulduğu bir yer değil. Hep hoş sözlerin söylendiği, seni mutlu edecek kelamların edildiği bir yer.

            Şöyle bir hayal et kendini; altın bilezikler ve incilerle süslenmişsin. Tahtlar üzerinde kurulmuş en güzel ipekten kıyafetlerle altından geçen ırmakları seyrediyorsun. Etrafında pervane dönen hem gözünü hem gönlünü hoş edecek eşlerin. Mideni bozmayan, taharet ihtiyacı hissettirmeyecek yiyecekler masanda. Elinde sarhoş etmeyen şarap dolu kadehler. Başındaki doğu ile batıyı aydınlatacak kadar parlak taçları düşün.

            Kıskançlık kemirmeyecek içini. Şu dünyada çektiğin acıların hiçbirini çekmeyeceksin. Acı yok, hüzün yok, gözyaşı yok...

            Kulaklarının işittiği tek söz; ‘Selam!'.

            Ki bu söylediklerimin hepsini bir kenara koy şimdi. Seni ve bütün âlemleri yaratan, ruhuna ruhundan üfleyen yaratıcını görebileceksin. O'nun cemalini seyre daldığında hissedeceklerini düşün. Yüzün ışıl ışıl parlayacak. Rabbin bütün sıfatları ve zatlarıyla işte karşında...

            Bu saydıklarımdan sadece bir tanesi için bile gitmeye değerken cennet... Bizi bu cennet yolundan alıkoyan şey nedir? Nedir 'Parmağınızı okyanusa daldırdığınızda parmağınızın ucunda kalan su kadardır.' diye buyurduğu dünya hayatına bizi bu kadar bağlayan?

            Okyanusun tamamı cennettir sana. İstediğinde Resulullah (s.a.v.) komşudur sana. Tek engelin var ki; ölüm... Nefes alıyorken bile öldürünce sendeki seni, her yer cennettir sana. Kalbindeki samimi duyguları sun Allah'a. Gayretine şahit olsun melekler. Allah yolunda attığın adımları saysınlar. Sağ omzundaki meleğin her daim işlesin kalemi. 'Ve firru ilallah' emrine muhatap ol sen. Haydi, Rabbine koş. Rabbin şah damarından yakındır sana.”

            Vaveylanın yanaklarından süzülen bir damla gözyaşına şahit olmak... Vaveyla'nın sözlerinde Allah'ı hatırlamak...