Yeniden Doğuş -5-

Yeniden Doğuş -5-
Ebru CİHANGİR
06 Ağustos 2018

Davetin üzerinden bir hafta geçmişti. Sahra ne okula gidiyor ne de doğru düzgün odasından çıkıyordu. Annesine olan öfkesi hala geçmemişti. Davette yaşadığı utancı da hala üzerinden atamamıştı. Kendisini süzen gözler, iltifatlar, dansa kaldırma çabaları... İnsanların bu çabalarını gördükçe daha da iğrendi kendisinden ve bulunduğu ortamdan. Annesinin ise zevkten dört köşe olmuş tavırları daha da sinirlendiriyordu Sahra'yı. Kızını herkese tanıtıp gururla takdim ettiğindeki sahte gülücükleri midesini bulandırmıştı. Oturdukları yerden hiç kalkmak istemeyip direndiğinde annesinin kimseye çaktırmadan sıktığı yerleri hala acıyordu. O direnişi için bir nebze olsun takdir ediyordu kendini.

Bir haftadır arkadaşından haber alamayan Hümeyra oldukça endişelenmişti. Okul çıkışında evine gidip ne olduğunu öğrenmeye karar verdi.

Yol boyu Sahra'nın annesinin geçen seferki konuşma tavrını düşündü. Çekine çekine atıyordu adımlarını. Sonra ne olursa olsun deyip adımlarını hızlandırdı.

Kapıyı çalarken ki heyecanı Sahra'yı görünce dağıldı. Bir şey söylemeden boynuna sarılarak:

-Nerelerdesin sen? Neden cevap vermiyorsun telefonlarıma? diye sitem etti. Sahra hiç cevap vermeden başıyla içeriyi işaret ederek eve davet etti. Hümeyra da anlayarak usulca içeriye girdi. Sahra'yı takip ederken bir yandan da evdeki ihtişam dikkatini çekiyordu. Çok ihtişamlı, gösterişli fakat anlayamadığı bir kasvet havası hâkimdi evde.

Sahra'nın odasına girdiklerinde kapıyı kapatıp kanepeye oturdular.

-İyi ki geldin. Evde de kimse yok bizden başka rahat olabilirsin, dedi Sahra yorgun haliyle.

-Sen iyi misin Sahra? Çok keyifsiz görünüyorsun. Bir şey mi oldu?

-Hiçbir şey olmadı, olmuyor. İşte zaten hiçbir şey olmaması beni mahvediyor.

-Ne demek istediğini anlamıyorum...

-Çok güzel ve değerli şeyler öğrendim sizden. Tam bir şeylere adım atıyorum, başlıyorum derken her şey başa dönüyor. Tam diyorum bu sefer değişecek ama hiçbir şeyi değiştiremiyorum, derken gözleri dolmuştu Sahra'nın. Hümeyra arkadaşının halini az çok anlamıştı. Doğru kelimeleri bulmak için bir müddet sustu. Sonra Sahra'nın ellerinden tutarak;

-Bunların ızdırabını duyman bile çok büyük bir şey. İçinin acıması hala insan olduğunun işareti... İçinde olan fıtrat ateşi küllenmiş bu güne kadar fakat kalan kıvılcımlar ateşin tekrar harlanmasını sağlıyor. Ve bu yüzden için yanıyor...

Sahra davet olayını ve elbisesini anlattı. Duyduğu pişmanlığı ve utanmışlığını... Hümeyra da çok üzüldü bu hadiseye fakat yabancısı olduğu bir olay değildi. Daha birçok kişi biliyordu böyle olayları yaşayan. Şimdiye kadar anlatmak istediklerini anlatmasının tam zamanı olduğunu düşündü. Bir türlü açık açık yapamadığı davetini şimdi yapmasının tam sırasıydı:

-Sahracığım, bizi hür yapan tek şey İslam'dır. Nefsimizin emirlerinden, dünya hırsının getirdiği koşuşturmacalardan, şehvetlerin yanlış temini sonucu olan hayâsızlıklardan ve onlarca belki de yüzlerce insanı memnun etme çabalarından kurtarıp bizi tam manasıyla özgür kılan şeyin adıdır İslam. Ellerimiz kelepçeli olduğunda bile ruhumuz ve fikirlerimiz daima hürdür bizim.

Bak sana sahabelerin hayatından bir bölüm anlatayım. Gördüğü bir rüya üzerine Müslüman olmuş bir insan... Sad bin Ebi Vakkas (r.a.) Müslüman olduktan sonra annesi bu duruma çok sinirlendi ve türlü işkencelerle inandığı şeylerden vazgeçirmeye çalıştı. Önce baskılar sonra tehditler hatta aç susuz bırakmalar... Bunların hepsine sabretti. Bir gün annesi Sa’d’a: “Allah'ın sana hısım ve akraba ile ilgilenmeyi, anne babaya daima iyilik yapmayı emrettiğini söyleyen sen değil misin?” dedi. Yani kendine olan saygısını kullanarak böyle tuzak bir soru sordu. Hazreti Sa'd da: “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine annesi: “Ya Sa'd! Vallahi sen Muhammed'in getirdiklerini inkâr etmedikçe ben açlık ve susuzluktan helak oluncaya kadar ağzıma bir şey almayacağım. Sen de bu yüzden anne katili olarak insanlarca ayıplanacaksın.” dedi. O güne kadar annesine olan saygı ve sevgisinden ötürü bir dediğini iki etmemişti fakat Allah ve Rasûlu’nun sevgisi daha üstün olduğu için: “Ey anne! Senin yüz canın olsa ve her birini İslamiyet’i bırakmam için versen ben yine dinimden dönmem. Artık ister ye ister yeme.” diyerek son sözlerini söyledi. Annesi Sa'd'ın dinine bağlılığını, imanındaki sebatını görünce şaşırdı, çaresiz kaldı.

Sahra dayanamadı ve Hümeyra'nın konuşmasını bölerek:

-Açlıktan öldü mü yoksa annesi? dedi heyecanla. Hümeyra gülümseyerek devam etti:

-Hayır, tekrar yemeye ve içmeye başladı. Bu olaydan sonra Allah-u Teâlâ evladın anne babaya hangi hususta itaat edeceği hangi hususlarda etmeyeceğini bildiren Ankebût Sûresi’nin sekizinci ayet-i kerimesini vahyetti. Ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “Biz insana, ana ve babasına iyilikte bulunmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşmak için sana emrederlerse artık onlara (bu hususta) itaat etme! Dönüşünüz ancak banadır. Ben de yaptığınızı (amellerinizin karşılığını) size vereceğim.”

Sahra dinlediklerini kavramaya çalışıyordu. Kendisiyle bağdaştırmaya çalıştı fakat itiraz edeceği bir nokta vardı.

-Ama Hümeyra onun annesi dininden dönmesini istemiş. Biz ikimizde aynı dine mensubuz. Annem de Müslüman ben de... Aynı dinde olduğumuz halde neden bunları yaşıyoruz?

Hümeyra söyleyecek bir şey bulamadı. Ne kadar da haklıydı Sahra. Aynı dine mensup olduklarını söyleyenler nasıl da farklı tavırlar içerisinde bulunabiliyordu. Aslında nedenini biliyordu; fakat bunları Sahra'nın şu durumda anlayamayacağının farkındaydı.

-Haklısın fakat sabırlı olman gerekiyor. Allah yoluna baş koyduğunda şeytan daha çok uğraşır insanla. Sonuçta hırsız da boş eve değil mücevherlerle dolu olan eve girer. İşte şeytan kimi zaman ailesini çıkarır karşısına kimi zaman heva ve heveslerini kimi zaman da gençliğini bahane ettirerek bu yoldan döndürmeye çalışır insanları. Fakat Allah bize akıl vererek sorumluluk yüklemiştir ve biz aklımız ve irademiz olduğu için yaratılanların en şereflisi konumundayız. Emin ol ki sen bu yolda sebat ettiğinde ve sabırla, namazla Allah’tan yardım dilediğinde Allah sana yardımcı olacaktır. Ayette buyrulduğu gibi Allah dilemezse kimse sana bir kötülük dokunduramaz. Tam tersi olarak da Allah sana bir iyiliği dilediği zaman tüm dünya bir araya gelse o iyiliği engelleyemezler.

Sahra sessizce dinliyordu arkadaşını ve dinledikçe de içinde poyrazlar esiyordu sanki. Gözyaşlarını silerek:

-Hümeyra, gerçekten ben bunlara dayanabilir miyim? Ailem, arkadaşlarım, çevrem, okulum... Bunların hepsi karşı çıkacak bana. Yani bu yolda sabır gösterebilir miyim?

-Allah'ın izniyle gösterirsin elbet. Allah yaşamak için fırsatlar verir insana. Müslümanca yaşamak için, iki dünya saadeti için kapılar açar. Sen de bu fırsatları değerlendirirsen Kul olursun kül olmamak için... Ama sadece âlemlerin Rabbi olan Allah'a kul olarak... Sen de bu kulluğu yaşamak için bu yola adım attın inşallah. Bu fırsatları değerlendirirsen kazanan sen olacaksın.

Sahra derin bir iç çektikten sonra "İnşallah" dedi.

Sahra o günden sonra Hümeyra ve Sare Ablayla daha sık iletişim kurdu ve önce dininin esaslarını öğrendi. Düzenli olarak Hümeyra'nın verdiği kitapları okuyarak nasıl hareket etmesi gerektiğini öğrendi. Günden güne imanı da sabrı da artıyordu. Tesettüre büründükten sonra Hümeyra'nın o kadar ağlamasına hala anlam veremese de aynadaki hali artık memnun ediyordu onu. Annesinin, akrabalarının ve arkadaşlarının dalga geçmelerine kulaklarını tıkamış ve sadece hakikat sözcüklerine kilitlenmişti. Hümeyra'dan gördüğü gibi az az günlük yazmaya başladı ve günlüğünün ilk sayfasına "Geçmişten Günümüze" başlığıyla şunları kaydetti:

Boşlukta dolaşan bir ruh... Benliğini arayan bir beden... Tatmin olmayan nefis... Bitmek bilmeyen istekler... Şeytanın uğraşmayı bıraktığı bir insan... Bomboş hisler... Ve... İslam'la uyanış... Közleri kalan ateşin tutuşması... İman Ateşi... Arayan gözler, düşünen beyin... Sorgulayan kafa... Ve... Doğruyu anlayan Eşref-i Mahlûkat... Şahaneliğini fark eden bir yaratılış... Huzuru bulan kalp... Allah'ı hissetmeye başlayan beden... İslam'ı özleyen, sahabe gözünde tüten, Peygamber için canını vermeyi göze alan bir kul... Allah'a kulluğu anlayan, tek gerçek sevginin Allah'a ve O'nun Rasûlu’ne olduğunu anlayan bir genç... İmtihanlar vermeye başlayan bir genç...

Evet, tüm tamlamalar bir insanı anlatıyor. Aslında birçok insanı...

Rahman'ın merhametinde, tövbenin güzelliğinde umudu bulan bir insan... Kahhar isminin tecellisiyle titreyen gönül... Dik başlı biri iken secdelere inen bir baş... Zalime ve zulme karşı dik durmayı öğrenen bir beden... Müslüman kardeşlerini seven ve şeytanî düşünceleri reddeden bir şahıs... İçindeki ateş günden güne büyüyen yanardağ, Rabbine karşı boynu bükük bir serçe... Allah için yaşamak ve çalışmak isteyen bir avare...

TEK ÇARE DAVET, TEK ÇARE UYANIŞ, TEK ÇARE İSLAM...