Yeniden Doğuş -4-

Yeniden Doğuş  -4-
Ebru CİHANGİR
30 Mayıs 2018

Zeynep Hanım olayın tesirinden bir türlü kurtulamıyordu. ”Bu da neydi şimdi?” deyip duruyordu kendi kendine. Nasıl olur da Sahra gibi modern bir kız böylesi kıyafetli biriyle arkadaşlık kurabilirdi. Hâlbuki hep uzak tutmaya çalışmıştı böyle ortamlardan, kişilerden kızını. Üniversiteye gidene kadar hep arkadaşlarını Zeynep Hanım seçmişti. Elit arkadaşları olsun, modern bir hayatı olsun diye taşınmamışlar mıydı bu siteye? Patlamaya hazır bir bomba gibi bekliyordu evde.

Sahra dernekten çıktıktan sonra hemen eve döndü. Anahtarıyla kapıyı açarken annesi dikilivermişti karşısına. Ne olduğunu anlamayan Sahra selam vererek içeriye girdi. Odasına yöneldiği sırada:

-Sahra, biraz konuşabilir miyiz seninle? diye seslendi Zeynep Hanım. Sahra ters bir şeylerin olduğunu seziyordu.

-Tabi anneciğim, konuşalım, dedi alçak bir ses tonu ile.

-O kız kimdi Sahra? Öyle bir insanla nasıl arkadaşlık kurarsın? Hem birlikte ne işiniz olabilir ki sizin? Nereye gidiyordunuz öyle  diye sıralayıverdi Zeynep Hanım, sabahtan beri biriktirdiği soruları.

-Biraz sakin olur musun anne. Fakülteden arkadaşım Hümeyra. Hem neden soruyorsun ki? Şimdiye kadar hangi arkadaşımı merak ettin?  derken biraz sinirlenmişti Sahra. Kısıtlanmayı sevmeyen bir insandı. Annesini anlayamıyordu. Bu yaşına gelene kadar hiçbir arkadaşı için böyle sorgulanmamıştı. Sahra’nın sinirlendiğini anlayan annesi biraz sesini alçaltarak:

 -Kızım ben seni düşündüğüm için böyle soruyorum. Başına bir şey gelmesinden korkuyorum. Hem sonra babana ne derim?

-Babama mı ne dersin anne? Babam senin sözünden çıkmaz ki. Sen nasıl olmasını istersen o olur bu evde. O kişilerin de bana hiçbir zararı yok merak etme. Sitedeki veya senin o elit arkadaşlarının çocukları gibi param için de dolanmıyorlar etrafımda. Bana insan olduğum için değer veriyorlar. Hatta birçok şeyi fark etmemi sağladılar, deyince biraz duraksadı Sahra. Öğrendiklerini annesine anlatmak için henüz hazır olmadığını hissetti. Son cümle için tedirgin olmuştu. Tabi annesi kızının halinden anlayarak;

-Neyi fark ettiniz bakalım Sahra Hanım? Hangi geri düşüncelerini de aşılıyorlar sana?

-Geri düşünce mi? Anne onlar sonsuzu da katarak yaşıyorlar hayatlarına. Sadece yemek, giyinmek, para harcamak için değil çok daha önemli emelleri var bu hayatta.

-Kızım sen neler söylüyorsun o insanları mı savunuyorsun bana karşı,  derken gözlerini doldurmuştu Zeynep Hanım. Anneliğini kullanarak kızını ikna etmeye karar verdi. Sahra hiç dayanamazdı annesinin ağlamasına. Annesinin gözyaşlarını fark eden Sahra;

-Anneciğim tamam kapatalım bu konuyu. Benim için endişelenme. Ben aklımı kullanan biriyim. Hemen kanacak değilim insanlara merak etme, dedi. Biraz olsun rahatlamıştı Zeynep Hanım. Duygusallığını bozmayarak:

-Aferin benim akıllı kızım. Böyle şeylerle vakit kaybetme. Bak gençsin, güzelsin... O kıyafetler de ne öyle aman, Allah’ım! Neyse kızım yarın akşam büyük bir davet var Pelin teyzenlerde. Senin için kıyafet aldım. Bir dene istersen, derken kafasıyla da Sahra’nın odasını işaret ediyordu. Böylelikle konuyu da kapatmıştı Zeynep Hanım.

Bu davette ne şimdi, nereden çıktı diyordu Sahra içinden. Hiç sevmiyordu bu davetleri. Her kadın palyaço misali dolanıp duruyordu etrafta. Herkes birbirine nispet yapma amacındaydı. Tabi Sahra kadar güzel olamıyordu hiçbiri. Duru bir güzelliği vardı. Makyajı çok sevmez ve kıyafetlerini olabildiğince sade seçerdi. Bu davette elbisesini neden annesinin seçtiğini anlamamıştı. “Eminim bir nedeni vardır.” diye geçirdi aklından.

-Tabi denerim anneciğim, deyip elbiseyi denemek için odasına gitti.

Odasında büyük ve süslü bir kutunun içinde en sevdiği renk olan mor bir elbise vardı. Olabildiğince süslü bir elbiseydi ve oldukça da kısaydı eteği. Rengini sevmişti ama bu açıklığı hiç hoşuna gitmedi. Bu elbiseyi giyip davete gittiğinde üzerindeki gözleri düşündü de iğreti bir hâl aldı içini. Hemen elbiseyi çıkarıp annesinin yanına gitti.

-Anne bu elbise de ne böyle?

-Çok beğendin değil mi? Bir servet ödedim tabii güzel olur, derken gururlu ve bir o kadar da kibirli hali vardı Zeynep Hanımın.

-Hayır, tabi ki beğenmedim anne. Sen başörtüsü taktığın halde bu kadar açık bir elbise giymeme nasıl müsaade edersin?

-Sen gençsin, güzelsin kızım. Ben gençken giyemedim sen giy istiyorum. Taktık işte bir kere çıkaramıyoruz. Hem bizden geçti böyle şeyler sen gençliğini yaşa.

-Senin gençlik dediğin şey tüm vücudu sergilemek midir yani? Hayır anne, giymeyeceğim bu elbiseyi.

Zeynep Hanım artık gerçekten sinirlenmişti. Sanki gözlerinden ateş çıkıyordu. Elleri titremeye başladı.

-Sahra daha fazla itiraz istemiyorum. O elbiseyi giyeceksin ve gecenin en güzel kızı olacaksın. Beni daha fazla sinirlendirme!

Sahra donup kalmıştı annesinin bu sözleri ve ses tonu karşısında. Annesini de kendini de daha fazla üzmemek için dışarıya çıktı. Ya da tam anlamıyla kurtardı kendini düşüncesizliklerden. Uzunca bir yol yürüdükten sonra bir banka oturdu usulca. Gözlerini gökyüzüne çevirdi. Gökyüzü nasıl da genişti. Sanki tüm dünyayı yutuyor, tüm renkleri maviye dönüştürüyordu. Göğsünün genişlediğini hissetti. Daha çok güç almak istiyordu gökyüzünden. Bir şeyler arıyordu gözleri. “Böylesine pürüzsüz, böylesine güzel...” diye fısıldadı, gözlerini bir anlığına kapatarak. Sonra hızla açtı gözlerini. Belki de kaybetmekten korkuyordu gökyüzünü. Başını ne zaman böyle göklere dikse aklına hep kutsal şeyler gelirdi. “Allah’ım” dedi derin bir solukla. Uzak bir yerlere seslenir gibiydi. Ama hayır, Allah’ın şahdamarından yakın olduğunu öğrenmişti. Eli boynuna gitti istemsizce. “Buradan tam buradan daha yakın olan...” deyiverdi. Allahla konuşmak istediğini düşündü. “Allah’ım varsın biliyorum ama çözemediğim çok mesele var. Bana doğruyu göster.” dedi ve ellerini yüzüne sürerek sanki hüzünlerini silmek ister gibiydi.

Ne olmuştu da annesi bu kadar tepki vermişti çözemiyordu. “Kıyafetimi de kendim seçecek kadar özgür değil miyim?” diye bağırmak geldi içinden. Esaret değil miydi annesinin bu yaptığı. Seçim esareti, fikir esareti... Hâlbuki özgürlüğe âşıktı Sahra. Hümeyra’nın: “Özgür olduğum için böyle giyiniyorum.” sözü aklından hiç çıkmıyordu. Hangisi özgürlük diye düşündü. Annesinin dayatmayla giydirmeye çalıştığı kıyafet mi yoksa zevksizce, hiçbir göze hitap etmeyen kıyafetiyle Hümeyra’nın giydikleri mi? Başkalarına beğendirmek gibi bir derdi yoktu Hümeyra’nın kıyafetlerini. Üzerindekileri taşıyışında farklı bir asalet ve bu asalette de farklı ve kutsal bir amacı vardı. Annesi ise... Durup kaldı bir an. “Başkalarının gözlerine tutsaklık...” mıydı annesinin istediği. Hatta şu an içinde bulunduğu durum bunu mu ifade ediyordu. Annesinin ondan beklediği başkalarının göz zevkini tatmin miydi? Kafasını iki yana sallayarak reddediyordu bu düşüncelerini. “Neler düşünüyorum ben?” diyerek dağıtmaya çalıştı beyninde dolaşan fikir bulutlarını. Annesine yakıştıramayacağı bir şeydi bu. Annesi özgür, elit ve modern bir insandı. Babası bile kısıtlama getiremiyordu ki annesine. Kimsenin sözünü dinlemezdi. “Gerçekten kimsenin sözünü dinlemiyor mu?” diye sordu kendine. Aklına hemen geçen akşam olan olay geldi. Davetten dönüşte elbisesini çıkartıp çöpe atışına bir anlam vermemişti. Sonradan öğrendiğine göre yan komşuları Tülay Teyze hiç yakışmadığını ve kilolu gösterdiğini söylemiş. Çok da severek ve beğenerek aldığı elbiseyi Tülay Teyze’nin sözünü dinleyerek çöpe atmıştı. “Yani sadece Tülay Teyze’nin sözünü mü dinliyor?” diye sordu. Saçmaladığını düşünerek yine “Neyse...” sözcüğünün kurtarıcılığına sığındı.

Hakikat çoğu zaman acıtır insanların yüreklerini. Sahra da tam olarak bu acıyı hissediyordu. Çaresizce ve hakikat düşüncelerini o bankta bırakarak evinin yolunu tuttu.