Yeniden Doğuş-2-

Yeniden Doğuş-2-
Ebru CİHANGİR
28 Mart 2018

Sahra caddenin başında Hümeyra'dan ayrılmıştı. Biraz yürüyüp sindirmek istiyordu yaşadıklarını. Şaşkınlığını ve pişmanlığını üzerinden atabilmiş değildi. "Neler oluyor kalbim sana?" der gibi kalbinin üzerine gitti elleri. Acıyordu, sızlıyordu sanki kalbinin kapakçıkları. Sonra hızla çekti ellerini, dinlemesi gereken asıl yerden." Tamam, bu olay böyle olmuş olabilir. Diğer tüm yanlışlarının yanında bu ne ki?" dedi kendi kendine. Nefsine yediremediği olayı nefsi düşüncelerle bastırdı.

Eve vardığında anahtarıyla kapıyı açtı. Mutfakta oradan oraya koşuşturan annesiyle konuşmak istiyordu.

- Anne, Allah nerede?

- Kızım uluorta öyle şeyler mi sorulur? Çarpılırsın maazallah. Hem nerden çıktı bu soru, hoca mıyım ben?

- Sadece hocalar mı biliyor yani Allah'ı?

- Tabii kızım, camilerde konuşulur öyle şeyler. Yaz tatillerinde gönderdiğimde gitseydin camiye öğrenirdin belki. Nereden bileyim ben. Allah var işte, biz de inanıyoruz. Fazlasını kurcalama, çok düşününce deli oluyormuş insanlar.

- Neyi çok düşününce anne? Yaratıcısını mı?

- Off, kızım! Çok işim var benim şimdi. Daha akşama giyecek kıyafetimi hazırlamadım.

- Peki, anne kolay gelsin sana, diyerek odasına çekildi Sahra. Annesinin başından savar gibi konuşması hiç hoşuna gitmemişti. Hâlbuki saatlerce bir dizinin tahlilini yapıyorlardı birlikte velev ki çok işi(!) olsa bile...

Hiçbir şey düşünmemek ve sadece uyumak istiyordu. Uykunun çözemeyeceği sorun yok diye inanırdı. Uzunca bir uyku çektikten sonra ertesi gün de evde geçirdi vaktini. Tabii yine soru yığınlarıyla... Hümeyra’yla daha açık konuşsam diye düşündü bir an. Bu düşünce de gururuna dokunmuştu. Beklemeye ve sadece dinlemeye karar verdi.

Pazartesi öğleden sonra dersi vardı. Sabah erkenden çıkıp Hümeyra'nın kaldığı yurda gitti. Hümeyra kahvaltı masasında Sahra'yı görünce çok şaşırmıştı. İçindeki hüznü belli etmeyerek kocaman bir gülümseme yerleştirerek yüzüne yerinden kalktı ve Sahra'yı kucakladı.

- Hoş geldin canım, buyur otur.

- Hoş buldum, teşekkür ederim. Öyle evde canım sıkıldı da bir sana uğrayayım dedim. Okula da beraber gideriz.

- Tabii iyi yapmışsın, diyebildi sadece Hümeyra. Sıkıntısı yüz hatlarından belliydi. Sahra endişeli bir şekilde:

- Neyin var Hümeyra? Kim canını sıktı böyle? Yapabileceğim bir şey varsa...

- Yok, yok kimse sıkmadı canımı. Genelde olan şeyler kalbimi daraltıyor. Sabah haberlere baktım da Allah'ın kendilerinden habersiz olduğunu düşünen insanlar yapmış yine yapacağını.

- Nasıl yani? Kim, ne yapmış?

- Filistin'de olan olayları biliyorsun sanırım.

Filistin... diye fısıldadı sadece Sahra. Acaba neyi kastediyor diye düşündü. Daha fazla arkadaşı üzülmesin diye:

- Tabii biliyorum, dedi emin bir ses tonu ile.

- İşte oradaki olaylara canım sıkıldı yine. Kanıksamış görünüyor bir sürü Müslüman bu olayları. Hâlbuki her geçen gün daha da bilenerek atacağımız adımları sağlamlaştırmamız gerekiyor. Allah hepimize basiret ve feraset bahşetsin, dedi Hümeyra boğazındaki düğümlerden birkaçını açarak. Sahra olayı anlamasa bile Hümeyra'nın haline çok üzülmüştü. Tabii yine kafasında kalan "Allah'ın kendilerinden habersiz olduğunu düşünen insanlar" tabiri oldu.

Sahi Allah (c.c.) hem bizi hem şu an annemi hem Ankara'daki teyzemi hem Fransa'daki kuzenimi hatta tüm dünyadaki insanları nasıl görüyordu ki? Bunu koyamadı mantık çerçevesine. Allah’ın bir olduğunu biliyordu. Peki, bu kadar karmaşık ve kalabalık insan kitlelerinin hepsinden nasıl haberdar oluyordu? Bu düşüncelerin ağırlığıyla dolandı tüm gün. Cevabını veremediği sorular zihnini allak bullak etmişti.

Dersten çıktıktan sonra Hümeyra'yla biraz yürüdüler. Hümeyra ani bir çıkışla:

- Sahra, az kalsın söylemeyi unutuyordum. Yarın sabah yurda kahvaltı için Sare Abla gelecek. Biraz hasbihal edeceğiz. Sen de gelmek ister misin?

Sahra içten içe mutlu olmuştu. Kafasındaki soruların ağırlığından ancak sorarak kurtulabilirdi ve sorabileceği tek kişi Sare Abla’ydı. Samimi anlatış ve tavırlarını sevmişti. Tabii bu coşkusunu çok belli etmeyerek:

- Olur, bir işim çıkmazsa uğrarım, dedi sanki umursamıyormuşçasına.

Hümeyra Sahra'nın bu umursamaz tavırları karşısında üzülüyordu. Hafta sonu görüşmedeki izlenimlerini sorduğunda "Normal bir gündü işte." diye cevaplamıştı Sahra. Elinden daha fazlasının gelmesini istiyordu; fakat hidayet verenin Allah olduğunu hiç unutmuyordu. Yurda geldiğinde namazını kılıp duasını etti tekrar, en içtenliğiyle. Sonra masasına oturup defterini ve kalemini aldı eline. Kimselere söyleyemediklerinin sırdaşıydı defteri. Kalemiydi yüreğinin acısının şahidi. Yine Sahra'yı yazmak istedi:

"Sahra’m... İman dolu gözlerinle ne zaman bakacaksın gözlerime? Ne zaman süslenecek naif vücudun İslam'ın izzetli örtüsüyle? Ne zaman bakmaya doyamayacağım kıyam edişlerine? Çöllerine ne zaman rahmet yağmurları yağacak? Canım arkadaşım, ne zaman dava arkadaşı olacağız seninle?" yazabildi sadece.

Sabah ezan sesiyle yataktan kalktı Hümeyra. Abdestini alıp mescide indi. Namazını kıldıktan sonra uykusu gelmedi ve biraz kitap okudu.

Kahvaltı saati gelmek üzereydi. Aklı Sahra'daydı. "Acaba gelir mi?" diye düşündü. Yemekhanede Sare Abla’yı beklemeye başladı. Ve nihayet koca bir tebessümle kapıda belirdi Sare Abla. Masaya oturacakları sırada Sahra da gelmişti. Hümeyra Sahra'yı görünce çok mutlu oldu ve koşar adımlarla yanına gidip boynuna sarıldı.

- Hayrola Hümeyra? Daha dün ayrıldık birbirimizden. Ne çabuk özledin beni, diye takıldı Sahra. Hümeyra biraz mahcup tavırla:

- Ne olmuş yani, özleyemez miyim?

- Tamam, tamam şaka yaptım. Kırmızıya dönmesin hemen yanakların, diyerek masaya ilerledi Sahra. Selam vererek tam Sare Abla’nın karşısına oturdu. Sorularını sormak için sabırsızlanıyordu.

- Nasıl gidiyor bakalım okul? diye sordu Sare Abla. Hümeyra okul ortamındaki bozukluklardan rahatsızlığını dile getirdikten sonra:

- Dersler dışında pekiyi bir şey yok gibi, dedi Hümeyra hüzün dolu sesiyle.

Sahra artık dayanamıyordu. Konunun ortasına girerek:

- Ben bir şey sormak istiyorum Sare Abla sana?

- Tabii Sahracğıım seni dinliyorum.

- O gün ki konuşmanda Allah'ın her yerde olduğundan bahsetmiştin. Ben bunu anlayamadım. Allah bir tane olduğuna göre nasıl oluyor da her şeyden haberdar?

Sare Abla soruya memnuniyetini belirten bir gülümsemeyle karşılık verdi ilk etapta. Sonra biraz sustuktan sonra:

- Kızlar, şu an anneleriniz nerede ve ne yapıyorlardır? diye sordu. Sahra içinden: "Ne alakası var" diyerek sitem etti. Acaba sorduğum soruya cevap veremeyecek ve konuyu değiştirmek mi istiyor diye düşündü. Ya da annesinin dediği gibi böyle şeylerin uluorta konuşulmaması mı gerekiyordu? Sare Abla da hoca olmadığına göre böyle sorular ona da mı sorulmazdı?

Hümeyra Sahra'nın bu düşüncelerini bölerek: "Anneciğim bu saatte kahvaltı yapıyordur ya da evin içerisindeki işlerle meşguldür." dedi. Ardından Esra da: "Benim annem de kardeşimi uyandırmaya çalışıyordur. Okul saati yaklaşıyor da..." dedi. Sahra düşündü de annesi için çok erken bir saatti: "Evden çıkmadan uyuyordu. Büyük ihtimalle hala uyuyordur." dedi. Diğer kızlarda aşağı yukarı bir tahminde bulunduktan sonra Sare Abla konuşmaya devam etti:

"Allah-u Teâlâ bizi yaratırken bizlere irade vermiş. Biz de bu irade ve akılla birlikte olası ihtimalleri tahmin edebiliyoruz. İşte biz bu kısıtlı cüz’î irademizle bunların böyle olduğunu gözlerimizle gördüğümüz için mi söylüyoruz?

           

Devam edecek…