Serzeniş

Serzeniş
Ebru CİHANGİR
08 Ocak 2018

İftitah tekbiri ile kalkan ellerimizin tersiyle ittiğimiz dünyaya bu kadar tamah etmiyor olsaydık. Avuç içlerimiz yönelmişken Kâbe’ye, yürek kıblemizi de şaşırtmıyor olsaydık. Her rekâtta kalbimize konan ellerimizi ayetlerin ilk sıcaklığı yakıyor olsaydı. Arşa değen başlarımızla düzene boyun eğmiyor olsaydık. Sahi namaz çok şey öğretseydi ya bize. Çok şeyden engelleyip, çok şeye sevk etseydi. Alınlarımızdaki parlaklığıyla yolumuzu da aydınlatıyor olsaydık.  Velhasıl kelam, namazın hakkını verebiliyor olsaydık.

            Bir dokundurulabilseydi ya sözler gönüllere. Bir ortalayabilseydi gönül penceremizi bakışlar.  Gidilecek diyara doğru huzurlu bir koridor olurdu dünya. Sahiplenebilseydik tenimizden, dilimizden, töremizden farklı fakat dinimizin bir olduklarını. Şefkat kanadımızı ırkçılıkla beraber açmıyor olsaydık. Geçici dünyaya lanet yerine tefekkürle süzülseydi kelimeler dudaklarımızdan. ’Ben’den geçip ‘Biz' olabilseydi insanlar. Ya tabiat….  Ya Allah’ın eserleri yok edilmeseydi hayatlarımızda. İnsan kendi için yaratılan güzellikleri kendi elleriyle yok etmeseydi. Kişilikleri eriyenler misali buzullar erimeseydi gözlerimizin önünde. Kokuşan şerefler misali çöp kokmasaydı sokaklarımız. Gittiğimiz diyara doğru tertemiz bir bahçe olurdu dünya.

            Sahi, hiç olmasaydı televizyon. Ya da içinde bu çukurlar…  Gözlere kızgın yağ akıtan görüntüler… Kalpleri kaskatı eden kareler… 25. karelerde ifsad olmasaydı çocuklarımız. Bize düşman olanlar mertlikle çözemedikleri işi namertçe halletmeseydi. ‘Çizgi film’ sahnelerinde çizgi filmler çiziyor şimdilerde çocuklarımızın düşüncelerini. Nakış nakış işleniyor ahlaksızca zehirleri.

            Gidiyor olduğumuz diyara doğru uyuşmamış bir beyinle gidiyor olsaydık.