Merhamet Söyleşisi

Merhamet Söyleşisi
Ebru CİHANGİR
12 Ekim 2020

Ruhların yakıtını tükettiği, lambaların alevlerinin titremediği, iç seslere kepenk indirilen, can kırıklarının yürekleri sızlattığı bir çağda iki yaren halleşmek adına çıkmışlardı bu yolculuğa.

Şu evleri, şu işyerlerini, şunları, şunları da geçince nihayet varmışlardı. Kendilerince kaçış rotası bulmuş ve bir günlüğüne de olsa soyutlanmak istemişlerdi bu akışı tutulamayan düzenden. Orada yalnızca duyulası sesler vardı. Orada konuşan sis bulutlarıyla kaplanmış umman, hallaç pamuğu olmayı bekleyen koca koca dağlar, nezaket timsali olarak yeşil bitki örtüsünün üzerine kondurulmuş kızılcıklardı. Konuşan görevini üstlendiği günden bu yana kusursuzca doğan güneş, varoluşu hatırlatan yeşil zeytin ağaçları, köklerine sımsıkı tutununca nasıl heybetli olunur ispatlarcasına duran çınar ağacıydı. Orada konuşan; birbirini çıkarsız, kefilsiz, sözleşmesiz seven iki yarendi. Heyecanlı yaren sordu:

 “Merhamet nedir?” diye. Konuşan her varlık bu soruyu işitmiş ve kulak kesilmişlerdi verilecek cevaba. Pembe çiçek deli rüzgârı uyarır duymak niyetiyle. O dakikaya kadar yarenlerle ilgilenmeyen gri renkli tavşan da yenik düşer merakına. Hikmetli yaren yedi boğumdan geçmeden söz söylemez tavrını sürdürdü bir süre. Boğazındaki yedi boğum sayısınca düşünürdü önce. Soruyu kendi cevaplamak isteyen heyecanlı yaren konuşuverdi alelacele. “Merhamet; İsmail’in boynundaki bıçak, İbrahim'in ateşinin içindeki gül bahçesi, Musa'nın boğmayan/yol olan denizi, Yusuf'un kuyusuna uzanan iptir. Yani salih kullara edilen yardımdır merhamet. Merhamet bir çiçeğin içine bir kâinat, gözbebeklerin içine dağların, mümin kulların göğüslerine Allah sevgisi sığmasıdır. Yani büyük şeylerin aslında yaradanın büyüklüğünün nazarında hiç sayılmasıdır merhamet.” Tek boğumdan çıkan sözler doğru fakat eksik gibiydi. Bu eksikliği hikmetli yarenin yüz hatları söyledi kendinden önce. Hikmetli yaren derin bir nefesten sonra huzura ermiş sesiyle yanıtladı asıl olan soruyu:

            Merhamet; firavunun ayağına Musa'yı göndermek hem de en yumuşak ses tonunu kullanması emriyle, en sevilenin en sevdiğinin yüreğini hançerleyen Vahşi‘ye gönderilen umut yüklü mektuplardır.  Yani hak etmeyene de gösterilen tavırdır merhamet. Merhamet ağlamaktan çatlayan çocuğa anne sütünün bahşedilmesi, annesinin kalbine en yakın yerde bebeğini teskin etmesidir. Merhamet; ağır hastalığa duçar olmuş hastaya uzanan şifalı bir eldir. Merhamet; dertten göğsü daralan birine mümin kardeşinin ferahlatıcı kelam etmesidir. Yani insanoğlunun acziyetini hatırlamasıdır merhamet. Merhamet ne ayın yarılması, ne güzelim ellerin çeşme misali su akıtması ne de Arş-ı A'la'ya çıkması Efendimizin (s.a.v.) . Asıl merhamet ahlaksızlığın ayyuka çıktığı bir dönemde O'nun (s.a.v.) en güzel ahlak üzere yetişip o ahlak üzere yaşamasıdır.

Uzaklardan, çok uzaklardan bir ses duyuldu. Yarenler, ağaçlar, sis bulutları, pembe renkli çiçek nereden geldiğini anlayamadıkları sese yönelttiler dikkatlerini. Ses Filistin'den geliyordu. Süleyman aleyhisselam'ın emriyle esen rüzgâr taşımıştı üstü başı toz içinde açlıktan ölmek üzere olan küçük kızın sözlerini. Küçük kız da duymuştu yarenin sorusunu. Rüzgârın taşıdığı sözle boran olmuştu yarenlerin yüreğinde.

“Merhamet; cehennemin yaratılmış olmasıdır.

Merhamet; cehennemin yaratılmış olmasıdır.

Merhamet; cehennemin yaratılmış olmasıdır.”