Lambaları “Uyandırın” Ruhunuz Aydınlansın!

Lambaları “Uyandırın” Ruhunuz Aydınlansın!
Yasin YAĞCI
03 Temmuz 2018

Yurdum Anadolu’nun güzel insanı, misafirlerine “perver; koruyan, yetiştiren, besleyen” sıfatını ekleyip “misafirperver” diyen bir toplumdu.

Hanımefendilere “cinsi latif” diye isim veren, sokağında hasta var ise; penceresinde “sarıçiçek" saksılarıyla geçenlerin gürültü yapmasını önleyen, ışığı “söndürmeyip”, “uyutan”, nezaketinden ötürü lambayı “yakmayıp”, “uyandıran” bir toplum idi.

Bırakın kedi-köpeği, ayağının altındaki karıncayı dahi incitmeyen ve bu hasletiyle “nam” kazanan bir nesil idi.

Bilirdi ki “merhamet etmeyene merhamet olunmazdı.”[1]

Bu sebeple uçan göçmen kuşlara vakıflar kuracak kadar merhamet kuşanan, evlerinin dış duvarlarında sahipsiz kuşlar için yuvalar yapan, yabanî hayvanlar için bile zemheri soğuklarda koruyup kollayıcı işlere imza atan bir toplum idi.

Allah için “kurban” edeceği canlıya dahi canı fazla yanmasın diye nazikçe davranıp, bıçağı görmesin diye gözünü bağlayan, acı çekmeden kurban edebilmek için kendini kurbana hazırlayan bir nesil idi.

Şimdi bu satırları okurken bir elinizin havada kavisler çizdiğini “nerde o insanlar ah!” diye hayıflandığınızı görür gibiyim.

Kendince tedbir almak isteyen, benzer hayıflanma duygularını yaşamak istemeyen bir anne de ilk kez anne olma heyecanı ile çocuğunun elinden tuttuğu gibi psikoloğun kapısını çalar.

Hoşbeşten sonra çocuğu işaret ederek sorar; “çocuğumu nasıl daha iyi eğitimli bir insan yapabilirim. Bu konuda bana yardımcı olabilir misiniz? Neler yapmalı, hangi kitapları almalı, nasıl bir taktik izlemeliyim sizce?”

Çocuğu şöyle bir süzdükten sonra psikolog kaç yaşında olduğunu sorar.

İki yaşında olduğunu öğrenince başını esefle iki yana sallayarak cevaplar tedirgin anneyi:

“Çok üzgünüm iki sene geç kalmışsınız!”

***

Özellikle son yıllarda dilimize dolanan bir kelimedir; idol.

Fransızca kökenli, “çoktanrılı dinlerde küçük boyutlu tanrı ya da tanrıça heykelciği” manasına geliyor.

Bir başka manası “insan eliyle yaratılmış tanrı, put.”

Sözlüğe baktığımız zaman bunlara ek olarak karşımıza mecazi manası şu şekilde çıkmaktadır: “Tapılacak ölçüde sevilen, putlaştırılmış kimse!”

İdol’ün bizi ilgilendiren manası mecazi olanı…

Yani “göz önünde”, “gözde” her yönü ile örnek alınan kişi ya da kişiler. Hallerinden pek de memnun kalmadığımız kimi gençlerin “olmak” istedikleri, kimi zaman idolleri uğruna yaptırdıkları saç tıraşları, giydikleri pantolonları, oturup kalkma, konuşma şekilleri gibi “oldukları” ya da “aldıkları” hal, tavır ve şekilleri başlangıç süreci olarak göz önüne alırsak “idol” ne demek daha iyi anlaşılır sanırım!

Kapitalizmin markalı köleliğine gönüllü idollerin kullandıkları her türlü resmî, gayriresmî ürün onların yolundan gitmeye çalışan genç “taklitçilerin” ürünü olup çıkıverir bir anda karşımıza ki ne olduğunu bile anlamayız çoğu zaman! 

***

Psikoloğa gitmekte geç kalsa da genç anne “fıtrata” uygun yolu seçer. Zira İslam fıkhında esas olan da “ceza” değil tedbirdir.

Kişiyi “cezaya”  yöneltecek yolların kapatılması öncelikli esas olduğu için Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Asr-ı Saadet döneminde ve sonrasındaki Hulefa-i Raşidin döneminde suç işlediği için “ceza” alan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır.

Kimilerinin yıllardır ülkemizde algı yaptıkları gibi İslam Fıkhı (algı adıyla; şeriat) eline sopa alıp köşe bucak dolaşarak “ceza”landıracak, elini kolunu kesecek bir kişi aramaz. Aksine ceza vermemek için tedbirlerini iyice artırır. Ancak bu durum; “ceza” yoktur anlamına da gelmez.

“Ceza” caydırıcılığı sebebi ile insanların suç işlemesine, suça meyletmelerine “mâni” olur ki toplum,“huzur “ve “sükûn” tesis edildiği için bu halden şikâyetçi olan bir akl-ı selim de çıkmaz. Zira bu hal fıtrata, yaratılışa en “uygun” olandır ki Allah (c.c.) bu hali Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde zikreder: “O hâlde (Habibim) sen yüzünü bir muvahhid olarak dine yönelt. Allah’ın insanları yaratmasında esas aldığı o fıtrata uygun hareket et...”[2] 

***

“İki sene geç kalmışsın!” uyarısını almak istemeyen, insan yetiştirme derdiyle dertlenen her anne ya da baba, evlilik öncesinde bunun tedbirini alarak eşini kendi fıtratına “uygun” seçme yoluna gider ki yaratılış fıtratına uygun olan da budur.

Dert aslında evladını, yeni nesil “idollere” kaptırmamaktır. Kendi olması, yalın, sade, saf ve duru kalması için verilen uğraştır.

Eş seçimindeki kararlılık, çocuk yetiştirme kararlılığının ortaya konmasıdır. Çocuğumuzun nasıl olacağı, hangi karakterde ve seviyede olacağı, nasıl ve ne şekilde terbiye alacağı seçilecek “eş” karakteriyle yüzde yüz bağlantılı bir konu olduğundan yaşanılacak “ortak” hayat içerisinde karşılaşılacak güçlükler ve zorluklar “çekilen” ilk besmelenin ardından yerini kolaylıklara ve fıtrata uygun çözümlere bırakacaktır.

Zira “Her doğan (çocuk), İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya mecusi yapar.”[3] 

Bu fıtrî kalkanın koruması altına alırken evlatlarımızı; onların eğitiminde; ilk olarak “merhamet” duygusunu öncelemeliyiz.

Ardından zerre miktarı da olsa yapılıp edilenlerin bir karşılığının mutlaka verileceği-görüleceği; “ahiret” duygusunu vermeli, “maneviyat” programlarına yönlendirmeliyiz.

Sözüm ona medeni dünyanın hayal dahi edemediği şeyleri gerçekleştiren öz kültürümüze, dilimize, kendi öz kaynaklarımıza sahip çıkan eğitim planlamaları yapmalıyız ki hayıflanacağımız günler yaşamayalım.

Adını, kültürünü, dinini, diyanetini bilmediğimiz, tipini görünce yüz astığımız insanlar değil “örnek alınacak kimse” biz olmalıyız…

Kültürümüz olmalı…

Kendi kahramanlarımız olmalı… 

Örnekliğe kendimizden başlamalıyız ama…

Cinsi latifi bilmemiz, konuklarımıza “misafirperver” olmamız için hızlı ve acil bir şekilde bayanların “hanımefendi”, bayların “beyefendi” olması gerek…

Evdeki lambaların haşince yakılmadan, nazikçe “uyandırılması” için bunu yapmamız gerek! 

Kendi kelimelerini alıp, sokak oyunlarına dönmeli çocuklarımız.

Bilgisayar tuzaklarına düşüp “adam vurmaca” değil köşe kapmaca oynamalı, “hedef öldürmece” değil saklambaç, “bomba patlatmaca” değil, uzuneşek oynamalı…

Elleri ayakları toz toprak olmalı… ama beyni temiz ve sağlıklı kalmalı...

Ruhu temiz kalmalı… Kelimeleriyle oynanmamalı, oyunlarından koparılmamalı…

***

Çocuklarımıza ebeveyn seçtiğimizi unutmadan vereceğimiz kararlar ile hayıflanmayacağımız günlerin sayısını artırabildiğimiz gibi çocuklarımızın geleceğini de inşa etmiş oluyoruz aslında!

“Merhamet” kuşağından nasıl bir “vahşet toplumuna” hemen evrilmediysek, “merhamet kuşağına” yeniden dönüşmemiz de öyle hemen kolay olmayacaktır. 

Amatem  (Alkol Madde Tedavi Merkezi) lambaları gözümüzü almadan önce aceleci davranıp lambaları kibarca “uyandıralım” ki ruhumuz aydınlansın!

 

[1] Buhârî, Tevhid 2, Edeb 27; Müslim, Fedail 66; Tirmizî, Birr 16.

[2] Rum Sûresi, 30/30.

[3] Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvûd, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5.