Ölümcül Bir Mikrop: Tahammülsüzlük

Ölümcül Bir Mikrop: Tahammülsüzlük
Şerafettin YAZICI
04 Mayıs 2016

“Hani, Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti.”1 Meleklerin tahmini, halife olarak yaratılacak varlığın bozguncu ve kan dökücü olacağı yönündeydi. İnsanlığın başlangıcından beri ahvaline baktığımızda, meleklerin tahminlerinin doğru çıktığını görüyoruz. Aslında Allah’a (c.c.) ve ahiret gününe inanmayan kâfir, müşrik ve mücrim taifesinin bozguncu ve kan dökücü olmalarında şaşılacak bir şey yoktur. Lâkin asıl şaşırtıcı olan, kendilerini Müslüman diye tesmiye eden kimselerin, bozgunculuk ve kan dökücülükte imansızlara dâhi rahmet(!) okutacak cinayetler işlemeleridir. 

Şiîlerin ibadet ettiği bir camiyi bombalayan Sünnî, Sünnîlerin mescidini tarayan bir Şiî, Geçtiğimiz günlerde Pakistan’da Hıristiyanların bulunduğu bir lunaparka intihar saldırısı düzenleyen cani, Taksim’de kendisini patlatan katil; hangi inanç ve duyguyla bu barbarlıkları yapıyor? Sözüm ona bunları yapanlar Müslüman! Hatta –onlara göre- Müslüman’ın hası! Öyle ya, adam canını feda etmiş!  Şimdi soruyorum: Ey bu cinayetleri işleyenler, işletenler, alkışlayanlar, bütün bu azgınlıkları -hâşâ- Allah (c.c.) ve Rasûlu (s.a.v.) mü emrediyor? Kur’an’ın hangi ayeti böyle bir katliama cevaz veriyor? Rasûlullah (s.a.v.); bırakın Müslümanlara, düşmanları olan kâfirlere dahi böyle muamele etti mi? Tabilerine böyle bir emir verdi mi? Hayır, yüz bin defa hayır! 

Görünen o ki, bünyemizi kemiren üç ölümcül mikroptan (1. Tahammülsüzlük, 2. Tarafgirlik, 3. Tekfircilik) kurtulmadıkça ve bu çarpık din anlayışını ve algısını terk etmedikçe daha çok cinayetler işlenecek. Ve Cennet’te hurilerle oynaşmayı hayal eden nicelerini bu yüzden Cehennem kucaklayacak hafazanallah! 

Yazımızın sınırları içerisinde bu yazımızda sadece tahammülsüzlük mikrobunu tanıtmaya çalışacağız. Ta ki, bu ölümcül mikroptan da, bu mikrobu taşıyan hasta tiplerden de aslandan kaçar gibi kaçalım. Bu mikrobu üreten bataklığı tez zamanda kurutalım.

Tahammülsüzlük: Farklı dinlere, kültürlere, mezheplere, cemaatlere, partilere, düşüncelere, usullere, insanlara… müsamaha etmemek, hayat hakkı tanımamak, kendilerini ifade etmelerine izin vermemek; farklılıkları kaba kuvvetle susturmaya, sindirmeye, yok etmeye çalışmak demektir. 

Tahammülsüzlük; sabretmeyi, ıslah etmeyi, hakka davet etmeyi, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı, münkirden ve münkerden uzaklaşmayı, cezalandırmak gerektiğinde de Allah’ın (c.c.) çizdiği sınırlar çerçevesinde adaletle cezalandırmayı terk ederek Allah’ın (c.c.) koyduğu sınırları aşmak ve Rasûlu’ne (s.a.v.) itaati terk etmektir. Nefsin ve öfkenin atına binmektir. 

Tahammülsüzlük; şeytanın aramıza serptiği bulaşıcı bir mikroptur ki, onun hâkim olduğu bir toplumda barışın, kardeşliğin, huzurun, sükûnun esamesi okunmaz. Hiç şüphesiz kimse bir başkasına benzemek, uymak, itaat etmek ve gönül vermek zorunda değildir. Lâkin Müslüman’ın-Hristiyan’a, beyazın-siyaha, Şiî’nin-Sünnî’ye, örtülünün-açığa, partilinin-partisize, solcunun-sağcıya, Türk’ün-Kürt’e, bilenin-bilmeyene (Bunların tersi için de aynı durum geçerlidir.)… tahammül etmesi, barış ve esenlik içinde yaşamanın olmazsa olmazıdır. Hoşumuza gitmese de, beğenmesek de, inanmasak da, yanlış da görsek hatta sapıklık olarak dâhi değerlendirsek; farklılıklara tahammül toplu halde yaşamanın ilk kuralıdır. Aksi halde barışı da, kardeşliği de, emniyeti de, selameti de, huzuru da, Cennet’i de, Allah’ın (c.c.) rızasını da unutalım gitsin!

Tahammülsüzlüğün panzehiri tahammüldür ki; hoşgörü, müsamaha, katlanma, göz yumma, kendi görüşümüze veya çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen düşüncelere sabretme, farklılıklara izin verme, aldırmama,  aşırı gitmeme, affedici olma anlamlarına da gelir. Tahammülün esası sabırdır. 

Ancak tahammül asla kâfiri, küfrü, zalimi, zulmü, haramı, isyanı, ahlâksızlığı sevmek, savunmak ve kötülüğe mani olmayıp tepkisizce oturmak demek değildir. Fakat bu gibi olumsuzlukların kıyamete kadar var olacaklarını peşinen kabul etmek ve bunlara karşı gösterilecek tavırda adaletten (İslam’dan) sapmamaktır. Öfkeyle, nefsi arzularla, menfaat duygusuyla hareket etmekten sakınmaktır. Hz. Ali’nin (r.a.), bir savaş esnasında altına aldığı kâfirin tam boynunu vuracakken, kâfirin yüzüne tükürmesi üzerine onu öldürmekten vazgeçmesi bunun en güzel örneğidir. Savaş ve kısas hali dışında öldürmek, rastgele sağı-solu bombalamak, işkence etmek, alay etmek, küfretmek, zulmetmek, değişmeye zorlamak, herkesi aynı kalıba sokmaya icbar etmek… bunların tamamı merduttur. Allah’ın (c.c.) emrine isyandır. Fıtrata müdahaledir. Kaosa ve anarşiye davetiyedir.

Allah’ın (c.c.) koyduğu sınırları aşanlar, Allah’ın (c.c.) affedin dediğini cezalandıranlar, Allah’ın (c..c) eziyet etmeyin dediğine eza edenler, Allah’ın (c.c.) sabredin dediğini kırıp geçenler… bilsinler ki ıslahtan ve barıştan yana değiller. Ve yine kesinlikle emin olsunlar ki, yaptıkları bütünüyle Allah’a (c.c.) ve Rasûlu’ne (s.a.v.) isyan ve iftiradır.

Düşman bellediklerinizi; bombalayarak, katlederek, işkence yaparak, hapsederek, sürgün ederek, aç-susuz bırakarak ne adil olabilirsiniz, ne de onlara inancınızı ve fikrinizi sevdirebilirsiniz. Aksine ancak nefret ettirirsiniz. Düşman kazanırsınız. Fesadı yaygınlaştırırsınız. Güveni sarsarsınız. Öfkeyi büyütürsünüz. 

Gelin Allah (c.c.) ve Rasûlu’nun (s.a.v.) bu bağlamda koyduğu ölçülere ve sınırlara bir bakalım. Dinleyip itaat edelim. 

Allah’ın (c.c.) ayetlerini inkâr edenler ve onlarla alay edenlere karşı Allah (c.c.) ne emrediyor, biz ne yapıyoruz?

“Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) ‘Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz’ diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini Cehennem’de toplayacaktır.”2

Cahillik ederek bize (namazımıza, örtümüze, kurbanımıza vs.) sataşanlara ve kötü söz söyleyenlere karşı Allah (c.c.) ne emrediyor, biz ne yapıyoruz?

“Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, ‘selâm!’ der (geçer)ler.”3

“Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.”4

Müşriklerin putlarına, putperest taifesine karşı Allah (c.c.) ne emrediyor, biz ne yapıyoruz?

Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.5 

“Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”6

Ey tahammülsüzler güruhu! Sizler Allah (c.c.) ve Rasûlu (s.a.v.) adına değil, nefsiniz ve şehvetiniz hesabına iş yapıyorsunuz. Allah (c.c.) ve Rasûlu (s.a.v.) her zaman sabrı ve tahammülü öğütlemiştir.

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.”7

“Sabır ve tahammül gösteren kimseyi Cenab-ı Hak sabırlı kılar. Sabırdan daha hayırlı ve geniş bir nimet hiç kimseye verilmemiştir.”8

İşte Allah(cc)’ın sınırları. Rabbimiz bizleri sınırlarını koruyanlardan eylesin. Haddi aşanlardan bizleri beri kılsın. Âmin!

 

Dipnotlar
1. Bakara Sûresi; 2/30.
2. Nisa Sûresi; 4/140.
3. Furkan Sûresi; 25/63.
4. Müzzemmil Sûresi; 73/10.
5. En’am Sûresi; 6/108.
6. Kâfirun Sûresi; 109/6.
7. Nahl Sûresi; 16/126.
8. Tirmizi, Birr, 76.