İslam Coğrafyasında Olup Bitenlerin Özeti

İslam Coğrafyasında Olup Bitenlerin Özeti
Enver ELKATMIŞ
29 Temmuz 2016

I. Emperyalistler İslam coğrafyasını önce kolonileştirmeye çalıştılar. Bayraklarıyla, askerleriyle ve kendi insanlarıyla İslam coğrafyasına yerleşip yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürdüler ve aynı zamanda Müslümanları da asimile etmeyi denediler. Bir anlamda; Avustralya’da Aborijinlere, Amerika’da Kızılderililere yaptıklarını Müslümanlara yapmaya çalıştılar. Fakat kısa bir süre içerisinde Müslümanların bağımsızlık mücadelelerine başlamaları üzerine; İslam Medeniyetinin kendi medeniyetlerinden çok daha güçlü olduğunu görmeleri ve daha önce İslam coğrafyasını istila eden Moğolların akıbetine uğrama (İslam inancını ve medeniyetini kabullenme) korkuları üzerine yöntem değişikliğine gittiler.

II. Birinci döneme kolonileştirme dönemi diyecek olursak, bu ikinci döneme köleleştirme dönemi diyebiliriz. Emperyalizmin bu ikinci evresine dair en güzel tarifi İhvân-ı Müslimîn’in hareketinin teorisyeni Şehid Seyyid Kutub’dan okumuştum. Seyyid Kutub şöyle tarif ediyordu Emperyalizmi: “Mısır’dan beyaz ve yabancı İngiliz çekildi. Yerine esmer yerli bir İngiliz bıraktı, Esmer yerli İngiliz, yabancı beyaz İngiliz’in yaptığı ve yapmak istediklerinin fazlasını bizlere yaptı.” Seyyid Kutub’un Mısır için söyledikleri aslında tüm İslam coğrafyası için geçerlidir. Emperyalistler, yerli işbirlikçilerini Müslümanların başına diktatör, kral veya emir yaptılar. Bu işbirlikçilerin ellerine kırbacı tutuşturup, kendileri sütre gerisine çekildiler ve kendi yapmak istediklerini bu yerli işbirlikçi kâhyalarına yaptırdılar.

Müslümanlar, Emperyalistlerin bu oyununa kısa sürede vakıf oldu. Başlarındaki tiranlara ve onları başlarına cebren ve hile ile diken efendilerine karşı anti-emperyalist, anti-siyonist, radikal karakterli İslamî bir muhalefet hızla oluşmaya başladı.

Emperyalistler, İslam coğrafyasının fay hatlarında kendilerine yönelik biriken öfke enerjisinin kendilerinin sonu olabilecek şiddetli bir depremi oluşturacağını anlayınca; tekrar yöntem değişikliğine gittiler.

III. Hedeflediklerinden hareketle; Emperyalizmin bu üçüncü dönemini Müslümanları kendilerine “uşak etme” yani Emperyalistlerin “uşaklaştırma” evresi şeklinde tanımlayabiliriz. 

1990’lı yılların başlarında başlatılan Müslümanları “uşaklaştırma” projesi şöyle gerçekleştirilecekti; Emperyalistlerin öncülüğünde İslam coğrafyasına demokrasi ihraç edilecek, radikal İslamcılara iktidardan ve iktidar nimetlerinden pay verilecekti. Emperyalistlerin miktarını belirleyecekleri biraz özgürlük, biraz refah karşılığında İslamcılar ılımlılaşacak ve kendilerine bu lütfu gösteren emperyalistlere “uşak” olmayı kabulleneceklerdi. Proje buydu.
Emperyalizmin bu taktiksel değişikliğinin nedenini anlamak için; köle ve uşak arasındaki farkı anlamamız gerekiyor: 

Köle: İradesi dışında özgürlüğü elinden alınmış, gasp edilmiş kişidir. Efendilerine sadakatli bir bağlılıkları yoktur.

Uşak: Cüzi bir miktar karşılığında özgürlüğünü kendi rızasıyla satmış kişidir. Efendilerine son derece sadık ve bağlıdırlar.

Onun içindir ki tarihte birçok köle isyanı vardır. Bunlardan en bilineni, en meşhuru Spartaküs’ün liderliğinde Roma İmparatorluğu Döneminde (M.Ö. 73 – M.Ö. 71) yapılan isyandır. Fakat tarihte uşakların efendilerine karşı isyanları yoktur. Yani köle Spartaküsler efendilerine isyan ederler. Ama uşak Sebastianlar efendilerine isyan etmezler.

Söz konusu projeyi Cezayir’de denediler. Özgür ve adil seçimler sonucunda FİS  (İslamî Selamet Cephesi) büyük oranda halkın desteğini aldı. Fakat FİS’in lideri Abbas Medeni verdiği demeçlerle Emperyalistlere uşaklık yapmayacağını açıkça deklare edince; sözde Fransa’ya karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş ve bağımsız bir devlet olan ama gerçekte halen Fransa’nın bir sömürgesi olan Cezayir’de ordu, Fransa’nın desteğiyle darbe yaparak FİS’in iktidarının önünü kesti.

Filistin’de gittikçe güçlenen Hamas hareketini de seçimlere katılması için adeta teşvik ettiler. Hamas seçimlerden büyük bir zafer kazandı. Fakat Hamas gayrimeşru işgalci İsrail devletini tanımadı ve Emperyalistlere uşak olmayı da kabul etmedi. Bunun üzerine Siyonistlerin işbirlikçisi Mahmud Abbas liderliğindeki FKÖ ve İsrail Devleti birlikte Hamas’a ve ona destek veren Gazze’deki Müslümanlara karşı insanlık dışı zülüm, baskı ve katliamlarda bulundular. Ve adeta Gazze’yi açık cezaevine dönüştürdüler.

Arap Baharı’ndan sonra da aynı oyunu Mısır’da oynadılar. Demokratik seçimler sonucunda İslamcılar iktidara geldi. Muhammed Mursi’nin liderliğindeki İslamcılar uşak olmayı kabullenmeyeceklerini belli edince; ABD ve İsrail’in destek ve teşviki ile askerî bir darbe yapıldı. Mısır’da da demokrasi rafa kaldırıldı ve İslamcılar cezaevlerine dolduruldu.
Emperyalistler, Müslümanların; kolonileştirmeye, köleleştirmeye isyan ettiklerini ve uşak olmayı da kabullenmediklerini görünce yeniden yöntem değişikliğine gittiler.

IV. Emperyalizmin şu an tanığı olduğumuz yeni taktiğinin bu dördüncü evresinin tarifini yapacak olursak; en uygun tarif Müslümanları “terörize etmek/terörleştirmek” şeklinde olur.

IŞİD ve benzeri terör örgütleri Emperyalizmin bu yeni taktiksel döneminin önemli enstrümanları ve icatlarıdır. IŞİD ve benzeri terör örgütleri marifetiyle Emperyalistler şu üç şeyi geçekleştirmek istiyorlar:

1. Emperyalizme karşı hak, adalet, onur ve özgürlük mücadelesi veren Müslümanları maşerî (toplumsal) vicdanda mahkûm etmektir. Bu yolla da zikredilen Müslümanların haklı mücadelesini karalamak ve halkın onlara olan desteğinin önüne geçerek, mücadelelerini akamete uğratmak vardır.

2.  Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin; savunmasız sivil Müslümanlara karşı giriştikleri katliamı örtbas etmek, gündemden düşürmek ve hatta meşrulaştırmak vardır. Nitekim ABD’nin, Rusya’nın, Esed’in, Suriye’de; Şiî yönetimin ve ABD’nin Irak’ta işledikleri cinayetler gündemden düşmüştür.

3. IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin işledikleri insanlık dışı cinayetlerle, oluşturdukları tedhiş ve kaosla Müslümanları ehven-i şer kabilinden köle veya uşak olmaya razı etmek.