Çözülmek Ya Da Çözülmek..

Çözülmek Ya Da Çözülmek..
Enver ELKATMIŞ
11 Aralık 2015

Buzul çağında canlılar donup ölmek riskiyle karşı karşıya gelmişler. Kirpiler kendi aralarında bu soruna çözüm bulmak için istişare etmişler ve şu karara varmışlar. Birbirimize sokulup kenetlenirsek ancak o zaman ısınır ve donup ölmekten kurtuluruz. Aldıkları karar gereği birbirlerine sokulup kenetlenince kirpilerin dikenleri birbirine batmaya başlamış ve birbirlerini yaralamışlar. Canları acıyan içlerinden bazıları “birbirimizi yaralıyor ve canını acıtıyoruz. İyisi mi bizler ayrılalım” demişler. Ayrılanlar donup ölmekle burun buruna gelince, tekrar dönüp arkadaşlarına sokulup onlarla kenetlenmişler ve donup ölmekten kurtulmuşlar.

   Yukarıdaki hikaye Türkiye’de bir çok kimsenin okuduğunu zannettiğim Simyacı romanının yazarı Latin Amerikalı yazar Paulo  Coelho’ ya ait. Hikâyeyi çok sevdiğim bir dostumdan dinlediğimde kendisine bu durum Türk ve Kürtlerin tarihi birlikteliğine ve bu birliktelik sürecinde yaşadıklarına ne kadar da benziyor demiştim. 
 
  1071 yılının Ağustos ayında Malazgirt ovasında Selçuklu Türklerinin Mervan-î Kürtleriyle omuz omuza Doğu Roma ( Bizans’a) karşı verdikleri ve büyük bir zaferle neticelenen savaş, sonuç ve etkileri itibariyle kısa bir zaman veya dar bir alanla sınırlı kalmadı. Malazgirt savaşı asırlarca sürecek Türk ve Kürt insanının birlikteliğinin başlangıcı, Viyana kapılarına kadar dayanan kutlu yürüyüşün ilk adımı ve asırlarca âleme nizam veren bir medeniyet inşasının başlangıç noktası oldu.
 Malazgirt savaşının kendileri için ne sonuç doğuracağını anlayan ehli salip dünya kendi aralarında birliktelik oluşturup Haçlı seferlerine başladılar. 1. Haçlı seferinde başta Kudüs olmak üzere Anadolu ve Ortadoğu’da birkaç yeri işgal etmeye muvaffak oldularsa da İmadeddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi, Kürt asıllı Selahaddin-i Eyyubi’nin liderliğinde Müslümanların ortaklaşa mücadelesiyle haçlılar bu coğrafyadan sökülüp atıldılar.         
  
 Türk ve Kürtlerin güç birliği sadece Haçlı dünyası için kötü şeyler hatırlatmıyor. Başta İran olmak üzere Ortadoğu coğrafyasındaki krallar ve diktatörler için de, Şeyh İdris-i Bitlis-i öncülüğündeki Kürtlerle Yavuz Sultan Selim liderliğindeki Osmanlı Türklerinin birlikteliğiyle yapılan Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını hatırlatıyor.  

  Türkler ve Kürtlerin birlikteliği sadece savaş meydanlarıyla sınırlı olmadı. Vicdan ve adalet merkezli bir medeniyeti de birlikte inşa ettiler. Bu medeniyetin inşasında Hacı Bektaş-ı Velinin, Hacı Bayram-ı Velinin katkısı olduğu gibi, Feqiyê Teyran’ın, Şeyh Ahmed-i xani’nin de katkıları vardı. Çağ açıp çağ kapatan Fatih’in Mürşidi Akşemseddin,  hocası da Kürt asıllı Molla Gürani idi.
  
 Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları reddi mirasta bulundular. Kurdukları devleti, yepyeni, modern bir ulus devlet olarak tasarladılar. Bu düşünceyle kurulan devlet tüm halkına zülüm etmeye ve canını yakmaya başladı. Bu baskı ve zulümden en fazla Kürtler payını aldı. Çünkü onlar hem Müslüman hem de Kürt’tü. Tek parti döneminde CHP’nin kirpi dikenlerini andıran oklarıyla Kürtlerin canını fazla yakması; Modern tabiatıyla da laik bir ulus devlet (Kürdistan) kurmak isteyen Kürtlerin CHP’si diyebileceğimiz HDP gibi oluşumların ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Şu an yaşadığımız ve canımızı acıtan olaylar, Türklerin CHP’si ile Kürtlerin CHP’sinin, başka bir ifade ile Türk ve Kürt ulusalcılarının müsebbip olduğu olaylardır. Hiç kuşku yok ki bu olayların arkasında Türk ve Kürt birlikteliğinin kendi aleyhlerine sonuçlar doğuracağını düşünen küresel ve bölgesel güçler de var. 

   Ulusalcı Türklerin şunu çok iyi bilmeleri gerekiyor. Reddi mirasta bulunsalar da, Siyonistler ve Haçlı zihniyetliler onların Fatih Sultan Mehmet’in, Yavuz Sultan Selim’in torunları olduklarını asla unutmadılar ve unutmayacaklar. Aynı şekilde Ulusalcı Kürtler de şunu çok iyi bilsinler ki onlarda reddi mirasta bulunsalar da Siyonistler ve Haçlılar asla ve asla onların Selahaddin-i Eyyubi’nin ve Şeyh İdris-i Bitlis’inin torunları olduklarını unutmadılar ve unutmayacaklar.

 Ezcümle tarihi süreç içerisinde Türkler ve Kürtler zaman zaman birbirlerini yaralasalar ve birbirilerinin canlarını yaksalar da, kadim birliktelikleri, kardeşlikleri ve bu tarihi birliktelikleri sürecinde edinmiş oldukları ortak düşmanlar, yaşadıkları coğrafya ve ortak manevi değerleri onları birlikteliğe, birbirlerine sokulup kenetlenmeye zorluyor. Ya bizler bunu başaracağız ya da Batı üzerinden gelecek alçakça basınçlar ve dondurucu emperyalist rüzgârlar bizim sonumuzu hazırlayacaktır. 

    Başka bir ifade ile ya sorunlarımızı çözeceğiz. Ya da çözülüp savrulacağız.