Hayatın Merkezi Olan Cami

Hayatın Merkezi Olan Cami
Celal ÇELİK
17 Şubat 2020

Cami, kıyamete kadar ezanlarıyla bütün insanlığı Allah’a çağıracak, namazıyla Müslüman’ı Allah’ın katına yükseltecek, hutbesiyle üstün insanlık düzenini tebliğ edecek, doğruluklarla doğrultacak, eğriliklerden çevirecek, vaazıyla ilim ve ahlak, marifet ve hikmet dersini verecektir.

Dünya durdukça, Müslüman toplumlarına örnek olacak olan mutluluk asrı (Asr-ı Saadet) dediğimiz Peygamber zamanında Cami, hayatın merkeziydi. Bugün ise camiler, hayatın çok kıyısında kalmışlardır.

İslam’da caminin anlamı, diğer dinlerdeki tapınak anlamına ve caminin fonksiyonu, diğer din tapınaklarının fonksiyonuna eşit değildir. Cami, genel tapınak anlamını çok aşar. Caminin yüzü, yalnız öteki dünyaya dönük değildir; bu dünyaya da, hayata da dönüktür.

Cami, yalnız duvarlardan ve kubbelerden ibaret değildir. İçinde topladığı müminler de caminin ayrılmaz bir parçasıdır. Cami, mümin ve Müslüman kalplerin birbirine kaynaşmasından doğan bir kutsal varlık, kutlu bir bütündür. Duvarlar ve kubbeler, bu bütünü Allah’la baş başa kalma anında eşyadan seçen, ayıran bir örtüdür.

Cami, müminleri, estetik örtülerin en yürek çarptıranına bürüyerek Allah’a yöneltir. Saf bağlamış Müslümanların, her secdeye gidiş ve her secdeden kalkışlarında kıvrım kıvrım dalgalanan harmanisidir cami. Mihrabıyla bir tapınak, minberiyle bir toplum ve devlet, kürsüsüyle bir okuldur.

İslam ülkesinde halkla cami iç içedir. Camiler, halkın etine kemiğine kaynaşmıştır. Halkın ruhu, her zaman caminin içinde gözcü ve bekçidir. Camiler, halk ruhunun sağlığını koruyan İlahî kuruluşlardır. Bu yüzden halk da camileri, göz bebekleri gibi korur. Çünkü cami, halkın yaşamına kök salmış ulu bir çınardır. Cami, köktür. Halk, yani Müslüman halk, caminin gövdesidir.

Camiler; kentlerde, evlerde, evlerle çarşı arasında İlahî bir terazi gibi kurulmuştur. Tartısında, eksiklik fazlalık olamayan terazilerdir onlar. Güneş saati nasıl vakti göstermekte aldanmazsa, camiler de bu tartıda asla şaşmazlar. Kim bilir belki insanlar bu duyguyla güneş saatlerini cami avlularına yerleştirmişlerdir.

Cami, bu dünyada sırat köprüsünün eşi Hak’la halk arasına kurulmuş bir köprüdür. Cami, hakikat köprüsüdür. Onun için kıldan ince, kılıçtan keskindir. Camilerin minareleri, halkın göğe kalkmış şehadet parmakları, şadırvanları da yüz akıdır.

Yirminci yüz yılda, Müslümanların canlanışı, ilk defa camilere yeniden ilgi duymalarıyla başladı. Sonra camilerin yosunları ayıklandı, daha sonra da harap camiler onarıldı. Yeni camiler yapıldı. Halkta görülen ekonomik canlanma, cami yapımına yansıdı.

Toplayıcı demek olan cami, isminin anlamına uygun şekilde, inanmış insanları, inanmış müminleri çekiyor, topluyor ve namaza inanmış mazlum adamın kanı karışıyor.

Halk, namazda toplu halde Miraç halindedir. O anda toprağa Miraç gözüyle bakmaktadır. O anda öbür insanların göremediği ve göremeyeceği nice şeyi onların görmesi olağandır.

Cami, bir emme-basma tulumba gibi halkın içinden müminleri toplar, sonra yine onları yerine dağıtır. Böylece halkın imanı tazelenir ve her zaman dip diri kalır. Sezen ruhlar için cami, içleri cennetten bir bölümdür. Camiler, bu dünyada öte dünyanın en gerçek şahidi, en sağlam belgesi, cennet çizgilerinin yansıdığı sulardır.

Camiler, milletin kalbinden fışkırmışlardır. O ruhtan beslenirler. Besinleri, Müslümanların gönlündedir. Müslümanların tükenmez gönül peteğindedir. Toplumun kalbidir, oraya dokunulamaz. Caminin aldığı bir yara, kalbin aldığı bir yaradan farksızdır.

Batı dünyasının tahrik, destek ve organizasyonuyla camilere bomba konması, camiyi ortadan kaldırmak için değil, şiddetin ve hıncın iflasını ilan ediyor adeta. Öç, İslam inancının şadırvanında bir mısır tanesi gibi, bir kestane gibi patlıyor.

Bu bomba, caminin ruhunu öldüremez. Belki duvarı yıkabilir, sütunu devirebilir, kandili tozlandırabilir ama caminin ruhu, her zamankinden daha canlı ve aydınlık, ufukları umuda bağlar. Ve caminin yıkılan şadırvanı, yeniden onarılır ve o şadırvandan ab-ı hayat daha canlı akar. Kim bilir belki o su, daha nice umutsuzluktan ne yapacağını şaşırmış elleri de tutar insanları da kurtarır. Ve insanın insana köle, kul olmasını reddeden ezan, camilerden daha gür yükselir.

Camiler, Müslümanları ölümsüzlüğün bağrına basan ruhun aydınlık ülkeleridir. Allah’a teslim olmuş gencin boynunu bıçak kesmedi. Hazreti İsmail’in bu teslimiyetine bıçak teslim oldu. Ve işte teslim olmuş ruhların camisine ne bomba ve ne de hiçbir olumsuz eylem etki etmedi, etmez de.

Gören gözler için Cami, Hz. Nuh’un Gemi’si, Musa’nın Asa’sı, İsa’nın Sofra’sı ve en büyük peygamberi Peygamberimizin korunmuş mağarası olduğunu ispat etti. Gece bitti, sabah başladı ve ezan okundu. Ve camilerden yeni, dipdiri İslam gençleri gözüktü.

 

‘Taha’nın Kitabı’nda’ da dememiş miydi Üstad Karakoç:

“Bir Taha geliyordu camilerden

 Bir daha geliyordu.”

 

 

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!