Var mısın Sevmeye…

Var mısın Sevmeye…
Ömer YILMAZ
21 Kasım 2019

Sevgi, İnsanı bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur. Bir başka tanıma göre de sevgi, öğrenilen duygusal bir tepkimedir.

Yanında olmayı arzu ettiğimiz, aramıza giren mesafeyi ortadan kaldırmak için elimizden gelen her türlü çabayı sarf ettiğimiz, kırılmasın diye diken üstünde tir tir titrediğimiz, fikirlerine ve düşüncelerine saygı duyduğumuz, onun hoşnutluğu için sonunda hayal kırıklığı yaşamayı göze aldığımız, bizden talep ettiği şey her ne olursa olsun göz, kulak, akıl ve her halimizle dikkat kesildiğimiz, ona olan bağlılığımızı her daim sürdürdüğümüz…

Bütün bu saydıklarımız sevdiğimize olan sevgimizi ortaya koyacağımız değerler ve dışa dönük yansımalardır. Şairin dediği gibi, ‘bir duruşu olmalı insanın, bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı’. Evet, olmalı ama kimi, neden ve ne için?

Öyle biri olmalı ki, nihayete erdiğinde bu ayrılık ve özlem bize geride kalan her şeyi unutturacak kadar doygunluğa ermeli ve işte aradığım, hoşnutluğu için her şeyi göze aldığım, her türlü keyfiliği, haz ve tutkuları elimin tersi ile ittiğim, uğrunda bütün dünya ve içindekileri bir kenara koyup, sadece o benden razı olsun yeter dediğime değmeli. İşte bizlere bu duyguyu bahşeden, sevginin kaynağı olan, seven, sevdiren ve tüm sevgililerin en son ve en yüce gayesi El-Vedud olan Allah’tır.

Keşke dedirtmeyecek ve asla pişman olmayacak, insan ruhunun ve kalbinin tam anlamı ile işte aradığım bu diyeceği doygunluğa erdirecek yüce ve kutsal bir sevgidir bu. Eğer sevgiden bahsedeceksek ‘adamak ve adanmak’ kelimelerini bu noktada sorgulamak gerek. Sevgimizin derecesini adadığımız şeyin ölçüsü belirler. Malımızın ne kadarını? Zamanımızın ne kadarını? Hayatımızın ve canımızın ne kadarını?

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder …”[1]

Tüm varlığını geriye hiçbir şey bırakmaksızın, pazarlıksız sadece O’nun hoşnutluğu için adayan bir insan. Şüphe yok, tereddüt yok, endişe yok, arkaya bakmak yok, hedefe kilitlenen mermi misali sadece O.  

Acaba bu ayet hangi yiğit hakkında inmiştir diye kaynaklara baktığımızda karşımıza çıkan isim Suheyb b. Sinan er-Rumî olduğunu naklediyor İbn-i Kesir. Olay şöyle oldu; Suheyb, Mekke’de Müslüman olup Medine’ye göç etmek isteyince, müşrikler malını yanına alarak göç etmesine karşı çıktılar. İsterse malından vazgeçerek göç edebileceğini söylediler. Suheyb de onların dediğini yaparak müşriklerden yakasını kurtardı ve malını onlara bıraktı. Bir süre sonra onun hakkında bu ayet indi. Bunun üzerine Hz. Ömer ile birlikte bir gurup Müslüman, Suheyb’i, Murre dolaylarında karşılayarak kendisine ‘satışın karlı olsun’ dediler. Suheyb de onlara ‘sizinki de. Allah ticaretinizde ziyan göstermesin’ dedikten sonra ‘hangi satıştan söz ediyorsunuz’ diye sordu. Arkadaşları, ona bu ayetin kendisi hakkında indiğini haber verdiler. Ayrıca bizzat Peygamber (s.a.v.) Hz. Suheyb hakkında ‘Suheyb karlı çıktı’ buyurdu.

“İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir …”[2]

Benliğini Allah’ın rızasına adayan, herkesten ve her şeyden daha güçlü bir şekilde Yüce Allah’ı seven bazılarından biriydi Hz. Suheyb (r.a.).

Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de şahıs ismi vermeden olayları anlatır ve bütün dikkatlerimizi isimlere ve teferruata değil de doğrudan olaylara çeker. Bu müjdeler belli kişilere münhasır değildir. Şahıslardan ziyade bir karakter anlatılmıştır ve bu duruşu sergileyen herkes bu müjdeye muhataptır. İçinde bulunduğumuz çağ Süheyblerini aramakta. Tarih, sevdası ve davası uğruna her şeyi ile kendisini feda edecek yiğitlerin geleceği zamanı kollamakta. İnsanlık, kendisini düştüğü yerden kaldıracak ve yol gösterecek önderler beklemekte. Anaların, imanına adayacak evlatlarını doğuracağı o günlerin muştusunu gözlemekte.

Her şeyin bir bedeli olduğu gibi Yüce Allah’ın sevgisini kazanmanın da bir bedeli olmalı.

“De ki: eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın …”[3]

Abdullah b. Muğaffel (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:

Bir adam, Rasûlullah’a (s.a.v.), ‘Ey Allah’ın Rasûlu! Ben seni gerçekten seviyorum’ dedi. Rasûlullah (s.a.v.), ‘o söylediğin söze dikkat et’ buyurdu. Adam tekrar, ‘ben seni gerçekten seviyorum’ dedi. Rasûlullah (s.a.v.), ‘söylediğin söze iyi dikkat et, ciddi misin?’ buyurdu. Adam, ‘vallahi seni gerçekten seviyorum’ diyerek üçüncü sefer aynı sözü tekrar etti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Eğer beni seviyorsan fakirliğe karşı bir kalkan hazırla. Çünkü fakirliğin beni seven kimseye gelmesi, selin durak yerine akması gibi hızlıdır.’[4]  

Sa’d (r.a.) anlatıyor:

Rasûlullah’a  (s.a.v.) insanların hangisinin imtihanının daha ağır olduğunu sordum. Buyurdular ki; ‘Önce peygamberler, sonra onların peşinden yaşantı olarak peygambere yakın olanlar, sonra onlara yakın olanlar… Kişi dindarlığı oranında yıpratıcı imtihana uğratılır. Dininde sağlam ise imtihanı ağırlaştırılır. İmtihan, kulun peşini bırakmaz, sonunda kul uğradığı imtihanlarla üzerinde günah kalmayıncaya kadar günahlarından temizlenmiş olur.’[5]

Dikkat et; karşılaştığın her çeşit rahatlık veya sıkıntı bir imtihandır, Yüce Allah (c.c.) kendisine olan sevgini ve bağlılığını görmek ve seni insanlara, insanları da buna şahit tutmak ister.

Sevgi bir iddiadır, ispat ister. İspat bir imtihandır, bedel ister.

 

[1] Bakara Sûresi; 2/207.

[2] Bakara Sûresi; 2/165.

[3] Âl-i İmrân Sûresi; 3/31.

[4] Tirmizî, Zühd, 36.

[5] Tirmizî, Zühd, 56.


 

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!