İnsan Ne İle Yaşar? Ne İçin Ölür ?

İnsan Ne İle Yaşar? Ne İçin Ölür ?
Nurmehmet ÇARBOĞA
29 Haziran 2016

İnsanoğlu kendisi için en kıymetli ve kendini mutlu eden şeyin ne olduğunu, insanın ne ile yaşadığını veya neyi kaybedince ölüme razı olduğunu zaman zaman düşünmektedir. Bu durumla ilgili farklı farklı cevaplar da sunmuştur. Kimisi Tolstoy gibi insanın sevgi ile yaşadığını iddia etmiştir. Kimisi hayallerin insanı yaşattığını söylemiştir veya başkaları insanı hayatta tutan şeyin umutları olduğunu belirtmişlerdir. Aslında bunlarla sınırlı kalmamıştır cevaplar. İnsan için önemli olan şeylerin listesine; para, aile, mutluluk, bilgi ve yeri geldiğinde cehalet bile eklenmiştir. Ancak bu sayılanalar tek başına insanoğlunu huzura kavuşturan, onu yaşatan şey olamazlar. Bu bahsedilenle insan hayatı için önemli şeyler olabilirler ama aslında bunların üstünde yer alan ve insanı yaşatan, mutlu kılan, insana huzur veren ve hatta insanı ölüme sürükleyen şey insanın inandıklarıdır. Tüm bu bahsedilenler ise; ancak bu iman ve inanç tarafından desteklendikleri oranda insanı huzurlu kılabilirler ve insanı yaşatabilir veya ölüme sürükleyebilirler. 

Bu sebeplerdir ki inanan insan, inandığı şey için ölüme severek razı olabilir. Canını, malını veya elindeki diğer değer verdiği şeyleri inandığı şey için rahatlıkla feda edebilir. Bilinen bir gerçektir ki; insanoğlu tarih boyunca inandıkları uğruna fedakârlıklar yapmıştır. Bazen uğruna fedakârlık yaptığı idealler çok gereksiz olsa da bu insanı fedakârlık yapmaktan alıkoymamıştır. 

Konuyla ilgili veya belki de benim konuyla ilgisini kurduğum bir roman, aklımdan hiç çıkmaz. Bahsettiğim eser, Cengiz Aytmotov’un “Beyaz Gemi” romanıdır. Roman üç haneli bir mezrayı ele alır. Bu mezrada yaşayan ufak bir çocuğun hayalleri, düşünceleri, yaşamı esere konu olur. Mezranın diğer erkek sakinleri Mümin Dede, bekçi Orozkul ve işçisi Seydahmet’tir. Mümin Dede, mütemadiyen bir adamdır. O ve hikâyenin kahramanı olan torunu bölgede bulunan Maral geyiklerinin kutsal olduklarına inanırlar. Maral geyiklerini hikâyenin kahramanı olan çocuk hiç görmemiştir; çünkü insanların saldırılarından Marallar dağlara ve ormanlara sığınmışlardır. Dedesinin anlatımından Maral geyiklerini öğrenen hikâyenin kahramanı da dedesi gibi onların kutsallığına inanmaktadır. Uzun zaman sonra Marallar mezraya yaklaşırlar, Seydahmet adındaki sorumsuz adam Marallardan bir tanesini avlar ve kesip ziyafet verir. Bu olay Maralların kutsallığına inanan dede ve torunun hayatını değiştirir. Ağzına hiç içki sürmemiş olan dede, bu ziyafette içki içer ve sarhoş olur. Bunu gören hikâyenin kahramanı mezranın yakınındaki denize doğru açılır ve oradan sonsuzluğa yürümek ister. Böylece çocuk ölür. Aslında iki kahramanı da bu duruma sürükleyen şey; kutsallığına inandıkları değerlerinin yok olmasıdır. Yani inançlarının yıkıldığını görmeleri onları ölüme kadar sürüklemiştir. 

Bu hikâyeden çıkardığım en önemli ders insanın inancıyla yaşadığıdır. İnandıkları değerlerin yok olduğunu veya yanlış olduğunu gören insanların hayatında büyük değişikliklerin olacağını gösterir bu hikâye. Bu inancın neye karşı olduğu da önemli değildir. Bir ağaca, hayvana, ideolojiye, fikre veya bir dine olabilir. Kişinin inandığı bu şey yok olduğu an veya kutsallığını kaybettiği an inanan kişi de yok olacaktır. 

İnsanoğlu için inanmak en önemli durumlardandır. İnsanın hayatta kalması, huzurlu yaşaması ve bu huzurlu yaşamın devamlılığı için inancının olması şarttır; ancak bu inanç mutlak olarak doğru ve salim bir inanç olmak zorunluluğu taşımaz. Bununla beraber insanların batıl olan din, ideoloji, görüş ve düşüncelere imanları ve inançları onları huzura taşıyabilir; ancak bu huzur sınırlı bir zaman dilimini kapsar. Çünkü inanılan ve bağlanılan şey batılsa, bir gün mutlaka yok olacak veya yıkılacaktır:

“…Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”1

Buradaki asıl sorun da iman edilen değerlerin yok olmasından sonraki süreçtir. Bu süreçte inanan kişi yıkılır ve bazen bu yıkım kişinin yaşamına son vermesine kadar devam edebilir. Bununla beraber Müslümanların tutumu daha farklıdır ve daha farklı olmak zorundadır da. 

Ahiret merkezli düşünenler ve hayatın sadece bu dünyadan ibaret olmadığını bilenler ise; iman ettikleri değerlerin kaybettiğini görseler bile bunun bir imtihan olduğunu anlayacaklardır ve bu imtihana sabrederek karşılığı Allah’tan (c.c.) bekleyeceklerdir. Bu Müslümanların en büyük motivasyonudur. İslam Tarihine baktığımızda bunun birçok örneğini de görmekteyiz. En bariz örneklerini bize şu olay göstermektedir: 

“Habbâb b. Eret’ten (r.a.) şöyle rivayet etmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) Kâbe’nin gölgesinde hırkasını yastık yapmış uzanıyordu, durumumuzdan şikâyetçi olduk ve: ‘Bize yardım isteyemez, bizim için Allah’a dua edemez misin?’ dedik. O da: ‘Sizden öncekilerden bir kimse için yerde çukur kazılır, içine konulur bir testere getirilerek başından ikiye bölünürdü yine de bu, onu dininden döndüremezdi. Demir taraklarla taranıp etinin altındaki kemik veya sinirleri çıkarılırdı yine de bu, onu dininden döndüremezdi. Allah’a yemin olsun ki bu iş (İslam daveti) gerçekleşecek hatta bir yolcu Sana’dan Hadramevt’a Allah’tan başka kimseden korkmadan (güven içerisinde) yürüyecek yahut yalnız koyunlarına kurdun saldırmasından korkacak. Ancak siz biraz sabırsızlık yapıyorsunuz.’ buyurdu.”2 

Dipnotlar
1. İsrâ Sûresi; 17/81.
2. Sahîh Buhârî, Çev: Abdullah Fayzi Kocaer, Hüner Yayınları, Konya, 2014, C. 2, s. 110, Hadis No: 1507.

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!