Her Daim... Allah İçin Dostluk...

Her Daim... Allah İçin Dostluk...
Celal ÇELİK
07 Haziran 2017

Bu ay belirlenen dosya konumuz “Dost ve Düşman” başlığını dergimiz başyazarlarından Enver Gökkaya ile enine boyuna konuştuk.

Vavelif: İslam’a göre dostluk kavramı ne anlama gelmektedir. Açıklar mısınız?

Allah, Kur’an-ı Kerim’de mü’minlerin kimlerle gerçek anlamda dost olabileceklerini “velî” kavramıyla açıklar. Müslümanların birbirleriyle olan ilişki ve dostluklarına İslâm çok önem verir. Çünkü karşılıklı iyi ilişkiler, İslâm’ın güzel hasletlerini yaşamak için olmakta; üstünlük, Allah’ın (c.c.)  emirlerini yerine getirmede aranmaktadır. Bu duygu ve düşünce içinde olan insanların hedefi, İslâm’ı yaşayıp tebliğ etmek ve insanlar arasında barışı ve sulhu, Müslümanlar arasında da kardeşliği oluşturmaktan geçmektedir. 

Kardeşlik duyguları gelişmeden Allah’ın (c.c.) istediği dostluk meydana gelmez. Bu yüzden Kur’an Kerim, mü’minlerin karşılıklı iyi ilişkilerine çok önem vermektedir. Din kardeşliği, kan kardeşliğinin önüne geçmektedir. İslâm, bir taraftan ana baba ve akrabaların önemini belirtirken, diğer taraftan küfrü imana tercih eden anne ve babayı, kardeşleri velî/dost edinmeyi yasaklar. Böylece de dostluk ve kardeşliğin ancak Tevhid inancı çevresinde olacağını vurgulamış olur. 
         
“Velî” kelimesinin kökü “velâ”; bunun masdarı da ‘velâyet’tir. Velâ ve velâyet, sözlükte, arada bir şey bulunmadan bitişiklik, yan yana olma ve yaklaşma mânâsına gelir. Bu anlamdan hareketle ‘velâyet’ kavramına; arkadaşlık, yardımda, inançta tam bir yakınlık anlamları verilmektedir. 

Soru: Kur’an-ı Kerim’de yer alan dostluk kavramı hangi alanları kapsamaktadır?

Velâyet aynı zamanda yardım işini üzerine almak, destek olmak, yardım etmek, sevgi/dostluk ve muhabbet göstermek, yakınlık duymak, hükmü altına almak, tasarrufta bulunmak ve yönetmek anlamlarına da gelir. 

Velâyet kavramı, sözlük anlamına uygun olarak: Bir kimsenin veya bir topluluğun bir başkasına kendisini ilgilendiren her konuda tasarruf hakkını devretmesi ve bu hakkı devralan şahsın, aralarında meydana gelen hukukî bağa dayanarak kimseden izin alma ihtiyacı duymaksızın bu hakkı kullanması ve onu kendisine tevdî edenler üzerinde, koruma, gözetme, yardım etme, işlerine müdâhale ve üzerine aldığı işi, onun adına idare etme bakımından tam bir yetkiye sahip olması anlamına gelmektedir.

Rabbimiz (c.c.) “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostudur”1 diye buyurarak Müslümanları kardeş ilan etmiştir. Dostluk, ancak Allah içindir. İslâm dışı bir gaye için dostluk kurulmamalıdır. Müslümanların kimlerle dostluk kuracağını ise Rabbimiz şöyle ferman buyurmaktadır; “Sizin dostunuz Allah, O’nun elçisi (Hz. Muhammed) ve iman edenlerdir.”2 Dostlukların kurulmasında kan bağı yerine inanç birliğinin esas alınması gerekir; “Ey iman edenler! Eğer iman yerine küfrü beğenip tercih etmişlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi bile velî/dost kabul etmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerin kendileridir.”3 

Soru: Kur’an-ı Kerim’de yer alan dostluk kavramında bulunan dostta bulunması gereken özellikler nelerdir?

Kur’an-ı Kerim’in haber verdiği velîde/dostta bulunan nitelikleri, Kur’an-ı Kerim’den yola çıkarak belirleyebiliriz. Zira dostu tanımadan istenilen hedefe ulaşmak mümkün değildir.

a- Dost, dostunun sıkıntılarını gideren ve gelecek belâları önleyebilendir. Böyle bir dost, sadece Yüce yaratıcıdır. Zira bütün ümitlerin kesildiği bir anda yardım etme imkânına sahip olan sadece O’dur. 

b- Dost, Yüce Yaratıcıyı tanıtan, dünya ve âhiretle ilgili doğru bilgiler veren, lehimize ve aleyhimize olanları tanıtarak doğru karar vermede yardımcı olan, insanların sıkıntıya düşmesini istemeyen/üzülen, yaratılanlara acıyan ve hatalarını affedendir. Böyle bir dost, Rahmet Peygamberi ve diğer nebîler olabilir.

c- Allah’a (c.c.) ve Peygamberine (s.a.v.)gönülden bağlı olup Allah’ın (c.c.) Rızâsının dışına çıkmayan ve her konuda örnek olarak insanların hayrını düşünen, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışan, sevgisini ve buğzunu Allah (c.c.) için yapan, kötülüğü iyilikle önleyendir. Böyle insanlar Allah’ın (c.c.) dostluğunu kazananlardır. Zira onların hedefi, Allah’ın (c.c.) Rızâsı ve sevgisini kazanmaktır. Bunlar, Kur’an-ı Kerim’in diliyle velî olanlar, Allah’ın (c.c.) velî kullarıdır.

d- İmanda birlik içinde bulunarak Allah’a (c.c.), Peygamber’e (s.a.v.) ve mü’minlere karşı gelebilecek tehlikeleri önlemede can ve mallarıyla yardım içinde olabilenlerdir. Kur’an-ı Kerim’de, bu durumda olanları mü’min olarak değerlendirir. 
e- Dostun dostluğu dünya menfaati ile sınırlı olmamalıdır. Dostların, birbirlerini Allah (c.c.) için sevmeleri gerekir. Böyle insanların birbirleriyle olan sevgileri geçici bir menfaate dayanmaz.

Soru: Müslümanın dost edineceği sınıflar kimlerdir? Bu dostluğun yüklediği sorumluluklar nelerdir?

Allah dostu (velî ve evliyâ) olmanın birtakım özellikleri ve şartları da vardır. Onları şöyle sayabiliriz: Müslüman olmak, Allah’a (c.c.) ve Peygamberine (s.a.v.) İslâm’ın istediği şekilde inanmak, Namaz kılmak, Zekât vermek ve yaptıklarının hesabını verecek şekilde ihsan sahibi olmak.

Bu maddelerde özetlenen Müslüman’ın vasfı dostluktur. Ondan dosta yaraşacak hareketler beklenir. Müslüman’ın görevi, insanlara Allah ve Rasûlünün yaklaştığı şekilde ve ölçüde yaklaşmaktır. İslâm’ın tüm insanlara da tanıtılması gerekmektedir. Bir Müslüman, Allah’a (c.c.) vereceği hesabı ikinci plana alarak, maddî çıkarlara öncelik verirse, Allah’ın istediği dostluğu ve kardeşliği oluşturması mümkün değildir. Âyetlerin ortaya koyduğu dostluğu ve kardeşliği sağlayacak insanlarda iman olmadan, sâlih amel ve ihsan olmadan da diğerlerinin istenen şekilde olması düşünülemez. İnsanlar arasında istenilen dostluğun oluşması için, Allah’ın (c.c.) aradığı takvâ özelliklerinin bulunması gerekir. Bu özelliklere sahip olanların ellerinden ve dillerinden, yaratılanlara ancak fayda gelir. İslâm’ın istediği budur.

Allah ve Rasûlü, iman edenlerin dostudur. Haliyle, iman edenler de, Allah’ı (c.c.) ve Paygamberini (s.a.v.) kendilerine her şeyden ve herkesten önce dost edinmiş kimselerdir. Dostun dosttan razı olması, onu sevmesi, sevdiğini incitmemesi gerekmektedir. İman eden insan, hakiki değer ve yüceliğin Allah (c.c.) ve Paygamberinin (s.a.v.) dostluğunda olduğunu bilir. Onun çalışması bu doğrultuda olur. Allah’ın (c.c.) Rızâsı ve dostluğu, verilen söze bağlılıkla ve Hz. Peygamber’e  (s.a.v.) tâbi olmakla oluşur. Dostluk ve sevgi kuru bir iddiadan ibaret olmayıp, mutlaka bir bedel ister; dostsanız, seviyorsanız, dostunuzu râzı etmeye çalışacaksınız.  
İslam, mü’minlerin birbirleriyle dostluk kurmalarını emretmektedir; “Mü’minler ancak kardeştirler…”4  

“Kâfirler, inkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde büyük fesat/kargaşa, büyük bozgun ve fitne çıkar.”5 

İslam’ın ilan ettiği kardeşlik, belirli bir bölgeyle sınırlandırılmaz. Dünyanın neresinde Allah (c.c.) ve Rasûlüne (s.a.v.) inanan bir Müslüman varsa, doğu-batı, kuzey-güney ayrımı gözetilmeden hepsi birbirinin kardeşi ve dostudur. İslâm’da esas bağ din bağıdır. Hangi ırktan, hangi soydan olursa olsun sadece Müslümanlar birbirlerinin kardeşidir, velîsidir. Bir mü’min, aralarında din bağı bulunmayan yakın akrabalarını velî/dost kabul edemez.6 

Sevgi, velî kabul etmek, onları sırdaş edinmek başka şeydir; kâfir akrabaya nafaka temin etmek, onları ziyâret etmek, onlara ihsanda bulunmak ise daha başka bir şeydir; bunlar birbirine karıştırılmamalıdır.

Soru: Müslüman kimleri dost edinmemelidir?      

Düşmanlık ve Dostluk; Tevhidin Gereğidir, İmanın Dışa Yansımasıdır. Kâfirleri dost kabul etmek, iman ile çelişmektedir.7 Hem iman, hem de onları dost edinme olayı, ikisi beraber bir kalpte toplanamaz. İman, onları dost edinmemeyi gerektirmektedir. Düşmanlık ve dostluğun imanla ilgisi değerlendirilmediğinden, bugün Müslümanların çoğunluğu açısından dost-düşman karışmış, düşmanlarının oyununa gelen Müslüman yığınlar, bunca zararlarına rağmen hâlâ Allah’ın (c.c.) düşmanlarının ve kendilerinin düşman olması gerekenlerin yardımcısı, destekleyicisi, emrindeki memuru, hizmetçisi, kulu-kölesi, askeri... olabilmektedir. 

Bazı kâfirlere, dost olmanın ötesinde, hatta hayranlık duyanlar, destekleyip alkışlayanlar, onları velî kabul ederek seçip işbaşına getiren, yetki verenler, onların izini takip eden, itaat eden, onları örnek alanlara ne demeli? Keler (bir tür kertenkele) deliğine girseler bile onlara imrenip taklit etmeye çalışan, onları model kabul edip modalarına uyanlara nasıl bir sıfat bulmalı? 

Ayet-i kerimeler, Allah (c.c.) taraftarlarıyla şeytanın yandaşları arasında tam ve kesin bir ayrılığın olması gerektiğini ortaya koymuş oluyor. Mü’minin her türlü câzibeden ve her çeşit tarafgirlikten sıyrılarak Müslümanların safında yer alması, bir tek kulpa sarılması ve bir tek ipe bağlanması gerekir. İslâm’ın olduğu yerde ırkçılık, nesepçilik, akraba savunuculuğu, aile asabiyeti ve yakınlık dâvâsı yok; vatan, cins, asabiyet ve kavmiyetçilik, bölgecilik vb. bir şey yok. Allah’ın (c.c.) istediği şeylerin dışında hiçbir şeyi tabulaştırmak yok. Sadece ve sadece akîde ve onun bayrağı altında durmak vardır. 

Kâfirlerle dostluk kurmanın tehlikesi bütün Müslümanlaradır. Bütün Müslümanlara zarar getiren bir olay, bir kimsenin sadece kendisinin kâfir olmasından da büyük bir tehlike ortaya koyar. Birinin zararı, topyekûn Müslümanlara iken, diğerininki sadece kendisinedir. 

 “Allah iman edenlerin velîsi (dostu ve yardımcısı)dır. Onları küfrün karanlıklarından (kurtarıp iman) nûr(un)a çıkarır. Küfredenlerin dostları ise tâğuttur. O da onları (insanî fıtratları olan İslâm’ın) nûrundan (ayırıp) karanlıklara çıkarır. İşte onlar ateş ashâbıdır (Cehennemliktir). Onlar orada (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcıdırlar.”8 

İşte bu sebeple Allah Teâlâ, mü’minlerden, kendisini inkâr eden ve imanın hakikatini idrâke engel olan, dost edinmek sûretiyle peşinden gidenleri küfrün karanlıklarına çekecek olan tâğutu velî edinmemelerini istemektedir. Çünkü tâğutun velîlerinin kâfirler olduğunun haber verilmesi, mü’minlerin Allah’ın (c.c.) koyduğu hudûdu aşan, kendilerini veya düzenlerini Allah’ın (c.c.) nizamına alternatif olarak sunan tâğutları velî/dost kabul etmesi, aklın ve mantığın da mümkün görmeyeceği bir çelişkidir. Kişi ya Allah’ı ve Allah’ı sevenleri, Allah (c.c.) tarafından sevilenleri dost kabul edecek; ya da tâğutları dost kabul ederek Allah’ın (c.c.) dostluğunu, yani mü’minliğini kaybedecektir.            

Allah’ı (c.c.) bırakıp, ya da O’nun yanında özellikle kendisine kulluk yapma anlamında velîler (putlar) bulmak câiz değildir. Böyle yapanlar Allah’a (c.c.) şirk koşmuş olurlar. Allah’tan (c.c.) başkalarını velî (dost-yardımcı) tutanların hali örümceğin yuvasının durumuna benzer. Örümceğin yuvası hem çok zayıftır hem de emniyetli değildir.9 

Allah (c.c.), İslâm’a karşı mücâdele eden ve Müslümanlara düşmanlık besleyen kitap ehlinin velî/dost ve sırdaş edinilmesini yasaklar.10

Rabbimiz, şeytanın da velî edinilmesini yasaklıyor. Onu velî edinen şüphesiz büyük zarara uğrar. O’nu velî edinenler Kıyâmet gününde ondan başka velî (yardımcı) bulamazlar. Şeytan ancak iman etmeyenlerin velîsidir.11 Üstelik şeytanlar kendi velîlerine (dostlarına) mü’minlerle mücâdele etsinler diye telkinde bulunurlar. Mü’minler, şeytanların dostlarına itaat ederlerse müşriklerden olurlar.

Tapınılmak için uydurulan ilahlar, ya da kendini ilah yerine koyan, Allah’ın (c.c.) hükümleri yerine kendi ilkelerini uygulayan tâğutlara veli/dost gözüyle bakılamaz.12
 
Allah’ın (c.c.) gazap ettiği topluluklarla da velâyet bağı kurulamaz. Çünkü onlar yaptıkları büyük hatalarla yoldan çıkmışlardır ve Allah’ın (c.c.) gazabını hak etmişlerdir. Müslümanların düşmanı oldukları gibi, Yüce Allah’ın ve O’nun dininin de düşmanı olan müşrik kimselere velî olunmaz. Allah rızası için yola çıkmış mü’minler, haktan ayrılmış bu gibilere velî/dost gözüyle bakamazlar.13

Dinde ikiyüzlü davranan münâfıklar da Müslümanlara velî olamazlar. Mü’minler, çevrelerinde münâfıkların zararlı faaliyetlerini gördükleri, onların Müslümanları aldatıp çıkar sağladıklarını bildikleri halde onları velî/dost edinemezler. Toplumun velâyetini, yani yönetim yetkisini bu iki dinli kimselere emanet edemezler.14 


Soru: İslam’ın dostluk kavramının hakikati hakkında son olarak neler söyleyebiliriz? Bu dostluğun hakikati nedir?

Dünya hayatında her insanın onunla samimi olacağı, duygularını paylaşacağı, seveceği ve sevileceği, görüş birliğinde bulunacağı dostlara ihtiyacı vardır. Dostluklar, Allah (c.c.) Rızâsı için ve çıkarsız olursa sürekli olur. Bir mü’minin genel olarak bütün mü’minlere dostluk göstermesi gerekir. Ayrıca, fert olarak her mü’minin en çok sevdiği, bağlandığı dostları, arkadaşları da bulunur. Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Hz. Ebû Bekir arasındaki dostluk gibi...                

İslâmî dostluk kavramı, batılı hayat tarzındaki dostluk kavramından apayrıdır. Çünkü bu dostluk, yüzeysel bir dostluk olmayıp sorumluluk, ahde vefâ, kendisi için istediğini kardeşi için de istemek gibi derin mânâlara sahiptir. Kur’ân-ı Kerim velâyet kelimesi ile dostluğu, kâmil anlamda tek kelimede zikreder. Dostluk, velâyetin izahıdır ve Müslümanlar velâyeti Müslümanlara verirler. Bunun anlamı, dostluğun getirdiği bütün maddî ve mânevî sorumluluktur, birlikteliktir, yardımdır, sevgidir, kardeşliktir. 

Dostluğun itikadî, amelî ve ahlâkî yönleri vardır. Dostluğun itikadî yönlerini, Müslümanların Tevhid anlayışı belirler. Amel olarak, Müslümanların birbirini sevmesi ve birliktelik oluşturmaları zorunludur. Cemaat, Allah’ın (c.c.) rahmetine, rızâsına, af ve mağfiretine, dünya ve âhiret mutluluğuna sebep olur. Ayrılık ise, yüzleri karartır, Allah’ın (c.c.) azabını çağrıştırır. 

Kul, Allah’tan (c.c.) başkasına güvenirse, sonunda zararlı çıkar. Kim bir insanı bir üstünlüğünden, mevkiinden, güzelliğinden, asâletinden veya zenginliğinden dolayı seviyorsa, bu sevgi çıkar amaçlıdır. Yapılanlar Allah (c.c.) Rızâsı için olmayınca mutlaka bir çıkar içindir ve bu, insanı kötülüklere sürükler. 

Mü’minlerin içinde nefsine uyan öyle kimseler vardır ki, az bir menfaat karşılığında müşriklere meylederler. Müşrikler, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile böyle câzip dünyevî tekliflerle dostluk kurmak istemişlerdi de Allah (c.c.) onu korumuştu: “Onlar seni sana vahyettiğimizden çevirip başka şeyi uydurmayı ve Bize atfetmeyi istediler ki, o zaman seni öz dost edineceklerdi. Biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, sen belki onlara biraz meyledecektin.”15

Müşriklerin bu metodu, her zaman İslâm dâvetçilerine uygulanmaktadır. Onlar, her zaman İslâm dâvetçilerine nüfuz edip yolundan saptırmaya, dâvânın kuvvetini bozmaya çalışırlar. Şeytan birçok mü’mini bu yolla avlar ve bazıları rahatça kendilerini aldatarak müşriklerin dostluğuna yanaşır. Ne yazık ki günümüz Müslümanlarını, kâfirler tek tek avlayarak İslâm ümmetini tümüyle parçalamışlardır. Müslüman, kimle dostluk edecektir? “Gerçek dostum!” diye hakikaten gösterebileceği kim veya kimler olabilir? Kur’ân-ı Kerim’in hakiki dostun Allah (c.c.) olduğunu belirtmesi, bu dostluğun çerçevesini kesin olarak belirlemiştir.                

Bugün insanlar eliyle üretilen fikir ve düşünce sistemleri, düzenler, eğitim ve çevre şartları gibi insanları derinden etkileyen araçlar, Allah ve Rasûlüne savaş açmış durumdadır.  Eğitim ve öğretim, düşünce sistemleri, fikir akımları, ırkçılık, beşerî ideolojiler, misyoner faâliyetleri, dinsizlik propagandaları, Darwinizm, materyalizm, sosyalizm, siyonizm, hümanizm, laiklik, özgürlük anlayışı, sanat faâliyetleri, sinema, tiyatro, medya, ilân ve reklâm araçları, dünya görüşleri, futbol ve müzik tutsaklığı, kapitalizm ve tüketim alışkanlıkları, insanları fıtratlarından ve Allah’ın  (c.c.) dostu olma özelliklerinden sıyırmak için en dehşetli silâhlar ve şeytanî araçlar olarak kullanılıyor. Bu kadar çok yönlü ateş altında kalan savunmasız, câhil ve her şeyden önemlisi kâmil imandan mahrum bırakılan halk, elbette Allah’a dostluğa giden yolu bulamıyor, bilinçsiz de olsa şeytanın dostluğuna meylediyor.

Bugün Müslümanların kâfirler arasında  bir selin içindeki köpük ve çer-çöp gibi olmasının temel sebeplerinin başında, düşman edinmeleri gereken kâfirleri dost kabul etmeleri yatmaktadır. Dünyada izzetin, onurun, devletin; âhirette cennetin bedeli, Allah’ı ve Allah taraftarlarını dost; şeytanı ve şeytanın askerlerini düşman kabul etmek ve dostluk ve düşmanlığını ispatlayacak davranışlarda bulunmaktır.    

“Bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka bir velî/dost ve bir yardımcı yoktur.”16

Hocam bu güzel söyleşinizden dolayı teşekkür ederim.

 


Dipnotlar
1. Tevbe suresi, 9/71
2. Mâide suresi, 5/55
3. Tevbe suresi, 9/23
4. Hucurât suresi, 49/10
5. Enfâl suresi, 8/73
6. Tevbe suresi, 9/23-24; Mücâdele suresi, 58/22
7. Âl-i İmrân suresi, 3/28
8. Bakara suresi, 2/257
9. Ankebût suresi, 29/41
10. Mâide suresi, 5/57
11. A’râf suresi, 7/27
12. Bakara suresi, 2/257
13. Mümtehine suresi, 60/1-2
14. Nisâ suresi, 4/88-91
15. İsrâ suresi, 17/73-74
16. Bakara suresi, 2/107

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!