Farzdan Tarza Dönüşen Tesettür

Farzdan Tarza Dönüşen Tesettür
Celal ÇELİK
02 Mart 2016

Tanzimatla başlayan batılılaşma hareketleri Cumhuriyetin İslam’a ait ne varsa silme ve süpürme hareketi ile hız kazandı. Karma eğitim, harf inkılâbı, kılık-kıyafet kanunu uygulamaya konulması Cumhuriyet’in yenilikleriydi. Bu yeniliklerle kadınlara çarşaf yerine manto giydirildi. Daha sonraları devlete ait kurum ve kuruluşlarda baş açık çalıştırma mecburiyeti getirildi. Böylece tesettür meselesi de diğer mevzular gibi bozulmaya ve yozlaşmaya başladı.
Bu tarihi serüvenin özellikle 70-90 arası yıllarında tesettürü dinin kaynağından öğrenmeye çalışan kadınlarımız,  kızlarımız; uzun, bol, dikkat çekmeyen renkte pardösüler; omuzlardan aşağı sarkan sade ve büyük eşarplar ve feraceler giydiler. Bazıları da çarşafa büründü. Yani örtündüler. O dönemde tesettür firmaları da yok denecek kadar azdı. Tesettür firmaları bu model ve renklerin dışında üretim ve pazarlama yapmadılar ki zaten, yapmaları da beklenemezdi.  Çünkü talep-arz meselesiydi. Sonraki yıllarda ise arz-talep meselesine dönüşecekti.
90’lı yıllarda tesettür firmaları ülkemizde boy göstermeye başladı. Bu firmalar giyim ürünlerini daha geniş kitlelere tanıtabilmek arayışına girdiler. Bazı firmalar din adamlarından fetva bile almışlardı: “Üretilmesi ve satılması helâl olan bir şeyin tanıtılmasının da helâl olduğu” yönündeki fetva ile… Adını burada anmayı gerek görmediğim firmalardan biri ilk defileyi 1992’de mankenler tutarak İstanbul’da lüks bir otelde düzenledi. O dönemde çok gündem olmuştu Müslümanlar nezdinde bu defile. Sonraları diğer firmalar da bu kervana dâhil oldular. Kurumsallaştılar ve ülke çapına yayıldılar. Gelişen süreçte cadde ve sokaklardaki bil boardlarda boy boy mankenlerin fotoğraflarıyla karşılaşılacaktı.
Özellikle Özal’lı ve 95’li yıllardan itibaren bireyselciliğin ve kapitalizmin ülkemizde yerleşmesi ile beraber kadınların kamusal alan ve çalışma hayatına girme talepleri kıyafetleri renklendirdi. Bunun üzerine tesettür tarz ve usulleri değişti. Tesettür şekilden şekile girmeye başladı.
2002’li yıllardan itibaren tesettürlü hanımlarda öne çıkan, değişik tarzlarda giyinmeler başladı. İktidardaki yöneticilerin hanımlarının örtülerini değerlendirmeyi size bırakıyorum. Sonraları iktidar; tesettürlü kadınların da toplumda var olduğunu hatırlatmış oldu. Böylece çalışma hayatında kadınları daha çok görmeye başladık. Evin yerini sokak, mutfağın yerini büro, anneliğin yerini iş hayatı, mahremiyetin yerini teşhir aldı. Bu hayat bayanlara nasıl daha şık, “modern” olabilirizi öğretti.  Bu yıllarda tesettürün “niceliği” çoğalmaya ancak “niteliği” gözle görülür bir şekilde azalmaya başladı. 
Yaşanan süreçte her mevzuda olduğu gibi tesettür konusunda da dünyevîleşme başladı. 

Bu gün tesettürün Allah’ın (c.c.) emri olduğu inancına karşı çıkanlar olduğu gibi Allah’ın (c.c.) emri olduğuna inananlar da vardır. Bununla beraber bugün tesettürün uygulaması noktasında farklı anlayışlar da ortaya çıkmıştır. 
Başörtüsü, herkes için genelleştirilemese dahi büyük bir kesim için dünyevîleştirilmiş, bir aksesuar derekesine indirilmiş, günümüzün tüketim toplumunun kalıplarına ve değerlerine uygun hale getirilmiştir. İslamî tesettürün, özünde yatan güzelliği/ziyneti örtme ve dikkatlerden uzak tutma hikmeti; dünyevîliğin görünür olma, dikkat çekme ve sergileme zihniyetiyle yer değiştirmiştir. Artık tesettür; bir örtünme/gizlenme olgusu olmaktan çıkmış şeffaf, dikkat çekici, yanar- döner bir örtü haline getirilerek nesneleştirilmiştir.
Önce pardösüler çıkarılıp tunikler giyilmeye başlandı. Sonra daha da ileri gidildi. Daha sonra daracık pantolon, sade ve dar bir bluz ve başörtüsüyle de tesettürün sağlanacağı inancıyla hareket eden başka bir kitle ortaya çıkmaya başladı. Sonra makyajın rengine uygun başörtüsü ya da başörtüsüne uygun renk ve biçimde kıyafet ve parfüm… Maalesef günümüz genç kızlarının büyük bir bölümü ile hanımların bir kısmı tesettürü bu şekilde algılamaya başladı. Sonuç olarak tesettür olduğu düşüncesiyle tesettürümsü kıyafetler benimsenmeye başlandı. Çarşılar, sokaklar başörtülü mankenlerin boy gösterdiği podyuma döndü.
Renkli renkli şalların parıltısı sokakları aydınlatıyor, giyilen tuniklerin darlığı iffeti karartıyor, pantolonların darlığı vücut hatlarını ortaya çıkarıyor, başı kapatmak için bir metrelik kumaşın yettiği söyleniyor, arkadan bağlanan örtülerin içinden boyunlar gözüküyor, tesettür moda adı altında adeta açıklığı haykırıyor…
Kimilerinin üzerinde kıyafet var ama ne kıyafet, giydiği kıyafetle güneşe çıktığı zaman tenlerinin rengi bile dışarıdan gözükmektedir. Kimi bayanlar kâküllerini başörtülerinin ucundan dışarı çıkarmakta, kimileri saçlarını başörtüsünün altından omzuna sarkıtmaktadır. Kimileri de başında başörtü olduğu halde yırtmaçlı eteğiyle bedenlerini elaleme teşhir etmekte...
Saç yapar gibi eşarp yapılıyor. Başörtüsü, bir aksesuar gibi değerlendiriliyor. Bazı kızlarımızın gözünde, tesettür sadece saçı kapamak mı sanılıyor? Bu şekilde sadece baş örtmekle tesettürlü olduklarını zannediyorlar. Oysaki tesettür sadece başı kapatmaktan ibaret değildi.
Dışarı çıkarken dış kıyafetlerini giymeleri gerekenler; kışın soğuk nedeniyle pardösü ile dolaşırken yazın sıcak nedeniyle bu dış kıyafetlerini çıkararak iç kıyafetleriyle dolaşır oldular. 
Başörtünün altından sırıtan çirkinlikler; yüzde makyaj, dudaklarda ruj, yanaklarda allık, gözlerde boya ve hatta başörtüsünün rengine uygun özel lens, kaşlarda inceltme ve vücutta ağır parfüm kokusu gibi acayiplikler… Bütün bu acayipliklerin İslam fıkhına göre yeri neresi acaba? Düşünen var mı? İslam fıkhında tesettür nasıldır? Diye araştıran inceleyen var mı?

Sorulduğu zaman; “Allah’’a şükür Müslüman» olduğunu söyleyen ve Müslümanlığıyla gurur duyan ama “asri” (modern, çağdaş) olan yani başını örtme ihtiyacı hissetmeyen, dekolte ve mini giymeyi çağdaşlık olarak gören, plajda mayo ile bulunmayı normal karşılayan, düğün vb. özel günlerde daha da açık giyinmeyi makul bulan bir kitle ortaya çıktı. 
İslâm, sadece başörtüsünü sadece tesettürü emretmiyor elbette. Tesettür bununla bitmiyor. Eğitim-öğretim alanları dediğimiz buluğa ermiş gençlerimizin okuduğu lise, üniversite gibi erkeklerle kızların karma eğitim yaptıkları ya da içli dışlı oldukları okullarda pardösüsünü çıkarıp etek-bluzla oturan; kanı kaynayan genç erkeklerin ve öğretmenlerin her türlü bakış ve tavırlarına, sözle ve gözle saldırılarına muhatap genç kızların büyük bir kısmı... Evinde erkek misafirlere bile gözükmeyen bu kızların; amfi, sınıf ve kantinlerdeki kızlı erkekli karma eğitim ve “eritim” içinde bulunmasının nasıl bir tezat teşkil ettiği kimsenin eleştirisini bile almıyor.  
Efendimizin (s.a.v); bir kadın bir erkekle baş başa kalırsa üçüncülerinin şeytan olacağını söylediği tavsiyesini ne zaman unuttu, O’nun ümmeti olduğunu iddia edenler.
Konserlerde alkış ve ıslıkla da yetinmeyip dans eder gibi hareketlerle tempo tutup sanatçının ezgisine/şarkısına koro elemanı gibi katılan başörtülü kızlar kimse tarafından yadırganmıyor artık. Çarşılarda özgürce gezmekle tatmin olmayan başörtülü bayanların bir kısmı; deniz kenarlarında, park ve pastanelerde özgür takılıyorlar. Bu kızlar herkesin içinde kahkahalar atabiliyor, çarşıda (şimdilik) kız arkadaşlarıyla öpüşebiliyor, çok rahat tavır ve cıvık cinsellik kokan davranışlardan ve bazen de kol kola bir yabancı erkekle fingirdeşmekten bile çekinmiyorlar. 
Peygamberimizin (s.a.v.) “…giyinik olduğu halde çıplak gibi görünen kadınları, cehennem ehlinden…”1 saymasının sebebi üzerinde düşünülüyor mu dersiniz? Etraf başörtülü yarı çıplaklardan geçilmiyor. “Olmaz olsun böyle başörtüsü!” dedirtmek istiyorlar insanımıza. 
Balık için su ne ise tesettür de Müslüman hanım için odur. Bugün ne yazık ki hicabın, tesettürün içi boşaltılmış durumda…
Kim ne yorum yaparsa yapsın; başörtüsü Kur’an’ın emridir: “Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Kendiliklerinden görünen kısmı müstesna, üstlerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üstüne salsınlar.”2 
Tesettür; kadınların eli, yüzü ve ayakları dışındaki vücutlarının bütün organlarını belli olmayacak şekilde örtmesidir. Bu örtünme yabancı erkeklere karşı örtünmedir. Bu çarşaf, bol ve uzun pardösü, ferace vs. olabilir. Burada önemli olan vücut hatlarının belli olmamasıdır. Örtünmenin amacı başkalarının bakışlarından korunmak ve meşrû olmayan isteklerden sakınmaktır. Tesettür; vücut hatlarının belli olmaması ve cazibeyi gidermek içindir. Zaten tesettür de cazibeli, çekici olmamaktır. Güzelliğini dışarı yansıtmak değil gizlemektir, örtünme budur, tesettür budur…
Tesettür, kadının kimliğini öne çıkaran bir onurdur. Müslüman hanımın, toplumda dişiliğiyle değil kişiliğiyle yer edinmesini sağlayan, kadının sömürülmesine ve eziyet edilmesine karşı koruyucu bir kalkandır. Kadının teniyle, derisiyle değil insanî özellikleriyle topluma katılmasıdır. Bir bilinçtir, bir cihaddır, bir ibadettir tesettür.
Örtünmek; mümin hanımların değerini artıran, onları Cennet’e yaklaştırıp Cehennem’den uzaklaştıran emirlerden sadece birisidir.
Örtünmek; Allah rızası içinse; o zaman sokağa süslenerek ve cazibeli giyinerek çıkmak kimin için?
Örtünmek; imanın, edebin, hayânın açık bir ifadesidir.
Örtünmek;  Cennet için şıklık yarışına girmektir.
Örtünmedeki asıl gaye, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak olmalıdır.
“Cehennemliklerden kendilerini dünyada henüz görmediğim iki grup vardır; biri, sığırkuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluk diğeri, giyinmiş oldukları halde çıplak görünen ve öteki kadınları kendileri gibi giyinmeye zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar Cennet’e giremedikleri gibi şu kadar uzak mesafeden hissedilen kokusunu bile alamazlar.”3 

Ne mutlu Hadis’teki bu kapsama girmeyen hanımlara…
Ne mutlu tesettürünü sırf Allah’ın (c.c.) emri gereği takıp hicap bilincine sahip, takva elbisesini hiç üzerinden çıkarmayan iffet ve hayâ timsali hanımlara! 
Ne mutlu dünyalık boyaları elinin tersiyle itip yalnız Allah’ın (c.c.) boyasıyla boyanan hanımlarımıza... 
“Allah’ın boyası ile boyanın. Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak O’na kulluk ederiz.”4 

Dipnotlar
1-Müslim, Libâs, 2128.
2-Nûr Sûresi; 24/31.
3-Müslim, Libâs, 2128.
4-Bakara Sûresi; 2/138.

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!