Asr-ı Saadet’te Tevazu

Asr-ı Saadet’te Tevazu
Ahmet AYDIN
02 Mart 2020

Hz. Peygamber’in Tevazusu

Enes (r.a.) Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) tevazusu ve ahlakî kemaline dair şöyle bir hadise nakleder:

“Rasûlullah Efendimize (s.a.v.) yaklaşık on sene hizmet ettim. Vallâhi seferde ve hazarda, hizmet etmek için yanında bulunurdum da O’nun bana olan hizmeti benim O’na yaptığım hizmetten daha fazla olurdu. Bu zaman zarfında bana bir defa olsun ‘Öf!’ demedi. Yaptığım bir şey için ‘Niçin bunu böyle yaptın?’, yapmadığım bir şey için de ‘Niçin böyle yapmadın?’ demedi.”

Rasûlullah (s.a.v.) bir sefer esnasında, ashabından koyun kesip pişirmelerini talep etmişlerdi. Sahabeden biri: “Yâ Rasûlallah, onu ben keseyim.” dedi. Başka biri: “Yâ Rasûlallah, yüzmesi de benim vazifem olsun.” dedi. Bir başkası da: “Yâ Rasûlallah, pişirmesi de bana ait olsun.” dedi. Fahr-i Kâinat Efendimiz de: O hâlde odun toplamak da bana ait olsun.” buyurdular. Sahibiler: “Yâ Rasûlallah! Biz onu da yaparız, Siz’in yorulmanıza gerek yok.” dedilerse de Peygamber Efendimiz (s.a.v.): Sizin, benim işimi de yapabileceğinizi biliyorum. Fakat ben, size göre imtiyazlı bir durumda bulunmaktan hoşlanmam. Çünkü Allah Teâlâ, kulunun, arkadaşları arasında imtiyazlı durumda olmasını sevmez.” buyurdu. Kalkıp odun topladı.

Hz. Ömer’in Tevazusu

İmam Malik'in ‘Muvatta’ adlı eserinde nakledildiğine göre; Şam yolculuğunda, Hz. Ömer ile kölesi beraberlerindeki tek deveye nöbetleşe biniyorlardı. Şehre girişte, sıra köleye gelince, Halife devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Devenin yularından tuttu. Ayakkabılarını çıkarıp dereden geçti. Uzaktan bakan; deveye binmiş köleyi halife, devenin yularını çeken Hz. Ömer'i de köle zannediyordu.

Bunu gören ordu komutanı Ebu Ubeyde bin Cerrâh dedi ki: “Efendim, bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptığınızı nasıl izah edebilirsiniz? Sizi köle zannedecekler, küçümseyecekler."

Hz. Ömer buyurdu ki: "Ey Ebu Ubeyde! Senin bu sözünü işitenler, insanın şerefini, vasıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelil ve hakir bir kavimdik. Allah Teâlâ, bizleri Müslümanlıkla şereflendirdi. Bundan başka şeref ararsak, Allah Teâlâ bizi zelil eder, her şeyden aşağı eder."

Bu şekilde şehre girdiler. Gerçekten bu hareketi, onun şerefini küçültmedi, aksine büyüttü. Biz bile 1400 sene sonra, burada, örnek bir hareket diye anlatıyoruz. Eğer tersi olsaydı, o zaman orada unutulup gidecekti.

       Selman-ı Farisi’nin Tevazusu

Sabit anlatıyor:  Selman (r.a.) Medain şehrinde vali idi. Şam’dan bir adam geldi. Yanında bir çuval hurma vardı. Selman-ı Farisi’nin üzerinde de bir şalvar bir de hırka bulunuyordu. Şam’dan gelen adam Selman’a: “Gel şu çuvalı taşı” dedi. Selman’ı tanımıyordu. Selman çuvalı sırtladı. Halk Onu görünce tanıdı. Adama: “Bu validir” dediler. O da Selman’a hitaben: “Seni tanımıyordum” dedi. Selman ise: “Yükünü taşımaya niyet ettim. Evine götürmeden sırtımdan indirmem.” dedi.